Hani bazen bazı kitaplar vardır; mekan, zaman, duyguların, o günlerdeki hayatının tam olduğu yer ve işte o kitap… tam da ihtiyacın olan, ihtiyaç demeyelim aslında tam da kalbinin ortasından fışkıran, yazarla gerçekten konuştuğun, yazarı gerçekten anladığın, yazar sanki senmişsinde sonunda hissiyatlarını dökmüşsün cümlelere, paragraflara gibi… Uzun zamandır benim için o kitap gelmemişti, bulamamıştım, düşmemişti önüme ya da evren henüz hazır olmadığımı anlamıştı, bilemiyorum… Ama o kitap bu kitaptı.
Muhtemelen en çok alıntı paylaştığım kitap oldu ve bunu okuduğumda (1038 ve 1K’dan önce sayamadıklarım arasından). Kendimi tuttuğum yani, muhtemelen fiziki okusam kitabın %75’inin altı çizili olurdu :). Ben alıntılarımı, incelemeleri veya gönderileri birileri görsün, beğensin diye değil burayı günlük gibi kullandığımdan, geri dönüp baktığımda o hissiyatları unutmamak için yazıyorum. Sanırsam şuan da kitabı hala incelemeye başlamamış olmam bundan kaynaklı.İnceleyeyim.
Her bir karakter yazarın dediğine göre ‘o an’ şekillenmiş, kore kültürüne(2008’lerde İngilizce altyazıyla zar zor bulduğum dizilerle, bazen kendim çevirerek başladım) çok aşina birisiyim, kültürel olarak bize yakın insanlar olsa gerek özellikle sıkı iş ve ortamları kitapta daha çok değinilmiş, asıl olay da iş ve yoğunluk da değil. Yaşamsal yoğunluk.
Günümüzde özellikle sosyal medyanın çok etkili olduğunu zamanlardan olsa gerek kimse hiçbir şeye yetişemiyor, herkes her şeyi yapıyor ama sen arkada sıkışıp kalmışsın ve bunun üzerine de bir de varoşun sancıları eklenince sen bitmişsin… Mutluluğu herkes bulmuş sen kalmışsın, hayatının amacına herkes ulaşmış ama sen daha amacını bile bulamamışsın, herkes bir şey sahibi ama sen daha ne istediğini bile bilememişsin, hatta üzerine düşünmemişsin, anlamamışsın, farkına