Tarık BuğraYağmur Beklerken
Tarık Buğra'nın kaleminden ilk okuduğum kitaptı. Eksiklik benim kabulüm. :)
Sn. Buğra'nın gerek anlatım tarzı gerek karakter inşası çok başarılı. Diğer kitaplarını okumayı iple çektiğimi belirtmek isterim.
Kitapta, "yağmur" metaforu ekonomik krizi çağrıştırıyor. Kuraklık sosyo-politik manada halkın öfkesinin artmasına sosyolojik zemin hazırlıyor. Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşu da bu metafor ekseninde dönüşüme uğruyor.
Karakterlere ufak ufak değindiğimiz de benim favori karakterim Avukat Kenan Bey olacak. :)
Avukat Rahmi Bey main karakterimiz, bolca psikolojik analizi, iç muhakemelerini dinleyeceğiz.
#Spoi
Lakin şunu da eklemeden geçemeyeceğim filler tepisirken çimler ezilir misali, yeni bir firkanın kuruluş sürecinde de, kapatılmasında da ezilen, hor görülen, görülmeyen - görülmüş gibi yapılan halk hepimiziz.
Bu satırlar şunu çağrıştırsın, bir belediye reisi geçsin hınca hınç dolu bir çarşıdan, pes peşe kamunun tahsis ettiği makam araçlarıyla. İzlemek için kuyruk oluştururuz ama yanına ulaşamayız. Neden? Şerit çekilmiştir çünkü. Aynı bu duruma benzer kitapta millet için yapılmış ancak tel örgünün ardında duran halkı anlatan şu satırlar, "Bilirim ben; bekledikleri iki lokma iki çift laf.. hatta bir selamunaleyküm; yok sayılmamak, eşya farz edilmemek: Varlıklarının, insanlıklarının kabul edildiğine inanmak. Asıl açlık bu."
Muazzam yazmışsınız kelamlarınıza sağlık. Ama son cümlenizi büyük bir istekle düzeltmek istedim. Aliya İzzetbegoviç çok iyi bir lider, büyük mütefekkir, bilge bir yönetici. Daha bir çok meziyetli mefhum sıralayabiliriz şahsiyeti için. Ama "kral" değil. Batı ile arasına büyük bir uçurum inşaa etmiş, senelerini harcamış, bu uğurda acılar çekmiş. Kavramları doğru kullanmamız her açıdan olumlu neticeler ile sonlanacaktır.
Şahsınıza sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum, tekrardan değerlendirmenize sağlık.
Ayşe Ekici
@eczAyse
·
Bosna’nın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine yakından tanık olmak isteyenlere tavsiye ederim.
Bosna bağımsızlık mücadelesini Aliya İzzetbegoviç faktörü olmadan anlamamız imkansız. Çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü bir entite olan Bosna’nın birlik ve beraberliğini sağlama, bölünmezlik ve toprak bütünlüğünü korumak adına verdiği mücadeleye hayran kalmamak elde değil.
Ben balkanlar turuna katıldım ve keşke bu kitabı daha önce okusaymışım dedim belki o zaman savaşın üzerinden nerdeyse 30 yıl geçmesine rağmen, insanların gözlerinde hala yer alan hüznü daha iyi anlayabilirdim. Bosnalılar o kara günleri unutmuyor ve unutmak da istemiyorlar en iyi örneklerden biri de evlerinden yok etmedikleri mermilerin izi!
Aslında buna savaş demek de ne kadar doğru bilmiyorum. Yugoslavya çözülme sürecine girdiğinde, BM, Yugoslavya’ya silah ambargosu uyguluyorlar. Fakat maalesef bundan sadece Bosna ordusu nasibini alıyor. Çünkü Yugoslavya’daki sırp hegemonyası, ne yapacaklarını da bildiklerden 40 yıl boyunca yugaslov ordusuna silah stokluyor. O sıralar Yugoslav ordusu Avrupa’nın en iyi donatılmış 4.ordusuymuş ve düşünün ki bu ordu; henüz çok yeni bir devlet olan, doğru düzgün ordusu bile olmayan ve silah ambargosuna tabi tutulan Bosna’ya saldırıyor! Avrupa’nın kalbinde bir katliam yaşanıyor, dünyanın bir daha olmasına izin vermeyeceğiz diye yemin ettikleri nazi kamplarına benzer toplama kampları oluşturuluyor. Bosna’dan silah ambargosunun kaldırılması talebine karşı BM, silah istiyorsanız ekmek ve ilaçtan mahrum kalırsınız diye karşılık veriyor. Güya güvenli bölge ilan edilen Srebrenica’da, BM güvenlik güçlerinin gözleri önünde tam bir soykırım yaşanıyor. Sadece 4 günde 7 bin kişi öldürülüyor! Yıllar sonra Avrupalı bir general daha kararlı olsaydık bu trajediyi önleyebilirdik diye