Çok severek okudum... Bayıldım Sabah Akşam sadece bu aileyi düşündüm. Akşam gelip okumaya devam ettim...Fazilet'e çok teşekkür ederim. Başka benzer kitapları da okumak isterim sizinle ..
Roman, 2006 yılında 12 yaşındaki Brilka’nın Amsterdam’da ailesinden kaçarak başlayan hikayesini, teyzesinin (aynı zamanda anlatıcı olan Niza’nın) onun peşine düşmesiyle açılıyor. Brilka’ya, Yaşi ailesinin dört nesil öncesine dayanan hikayesi anlatılmaya başlanır. Zamanı baltalayan bir balta görevi üsteleniyor Niza. Başkalarınının hatırladıklarından kendi hayal gücüyle kesişenlerle yetinmek zorunda. Geçmişe kulak kabarttan Niza ‘ya biz de eşlik ediyoruz. Ve Niza ‘nın “umut eden herkesi aldatan yüzyıl, kızıl yüzyıl “ dediği bir çağı okuyoruz. İşte bu noktada roman, kişisel olanla tarihi olanı buluşturur. Sovyet Rusya ‘nın kuruluşu, Devrimler, savaşlar, darbeler, Kızıl Ordu’nun yükselişi,, II. Dünya Savaşı, Sovyet Rusya’nın çöküşü gibi tarihsel dönüm noktaları, Yaşi ailesinin yaşamlarına köklü bir şekilde dokunur. Lenin, Stalin ve Gorbaçov gibi liderlerin etkilediği dönemler üzerinden ilerleyen bu epik anlatıda, Haratischwili yalnızca tarihsel gerçekleri sunmakla kalmaz; aynı zamanda bu gerçeklerin psikolojik, duygusal ve sosyal yansımalarını bireyler üzerinden hissettirir. Kitap yalnızca Gürcistan’ın değil, Soğuk Savaş dönemininin kanlı gölgesininin düştüğü Küba, Vietnam, Afganistan ve Yugoslavya gibi coğrafyaları, Yaşi ailesinin kaderine paralel bir şekilde hatırlatıyor. Romanın en etkileyici yanlarından biri, yazarın karakterlerin içsel dünyalarını tarihsel gerçeklerle ustalıkla harmanlaması. Bireysel hikayelerle değil, tarihsel atmosferiyle de büyülüyor. Gürcistan’ın Sovyetler Birliği’ne katılması, Stalin dönemi baskıları, Sovyet egemenliğindeki ülkelerin durumu ve nihayetinde