Bu kitabı okumak küçük,şirin bir kasabada yaz aşkını bulmak gibi bir şeydi. Zaten kitapta en çok sevdiğim şey o küçük kasaba,yaz ve kısa süren bir aşk hikayesi oldu. Elio ve ailesinin yaşadığı evi ve çevresini o kadar güzel bir şekilde gözümde canlandırabildim ki kitabın içine girme şansım olsa o an yapardım sanırım. Okumaya başladığımda ve ilk kısım bitene kadar aklıma direk Zweig'in meşhur novellesi Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu geldi. Aynı takıntı derecesinde saf sevgi,aynı bunalım ve sevgiliye olan özlem ve aynı kayıtsızlık.. Ama bu kitabı okurken kendimi Elio ya daha yakın hissettim bu yüzden olsa gerek her yaptığı harekette bir arkadaşımı uyarır gibi bunu yapmamalıydın derken bir başka yaptığı hareketi ise desteklerken buldum kendimi.Kitap oldukça durgun ve belirli bölümler dışında çoğunlukla anlatıcının düşüncelerini ve ruhsal halini okuyoruz diyebilirim. Son sayfalara doğru daha fazla hareketlense de benim sıkıldığım kısımlar olmadı diyemem. Sanki bir şeyler eksikti. Ya da hayal ettiğim şekilde devam etmediği için de olabilir. Bu arada kitap LGBT temalı ve benim LGBT temalı ikinci kitabım. Oliver ve Elio o kadar tatlı bir çift olarak belirdi ki gözümün önünde bir kez daha aşkın cinsiyeti olmadığını anladım. Ve umarım yakın zamanda da herkes bunu anlar ve kabullenir. Tatlı çiftimiz dışında aile ve çevredeki arkadaşları,komşuları ve hizmetlileri de çok sevdim. Özellikle de Elio'nun babası oldukça bilge ve anlayışlı bir adamdı. İnsanın onların meşhur yemek davetlerinden birine katılıp bir konu hakkında saatlerce tartışası geliyor. Olay örgüsünden ve karakterlerinden çok başta da belirttiğim gibi beni içine çeken İtalyanın o küçük kasabası oldu. Olurda bir mucize gerçekleşirse içine gireceğim ilk kitap Adınla Çağır Beni olacak :)