GBade

GBade
“Onun varolmadığı yer ve zamanlarda bulunmaktan nefret ederim. Yine de ben hep giderim ve o, peşimden gelemez.”
6/10
·478 syf.·
2018 13. kitabı
Serinin ilk kitabı bitince sanki devamı yokmuş gibi bittiğinden bahsetmiştim. Bunun sebebi hikayenin devamının başka karakterlere aktarılmasıymış. Bu seri yöntemini daha önce bir de Ölüm Oyunları serisinde okuduğum için bana çok yabancı gelmedi. Baş kahramanların hikayesi mutlu sonla bitince,yan karakterler baş kahraman oluyor ve aynı serüvenden onlarda geçiyor.Bu sefer ki erkek karakter daha karamsardı ve ilk kitaptakilerin aksine tek düşündüğü şey hoşlandığı kız değildi.İlk kitapta önemli olmasına rağmen atlanan bazı detaylar vardı ve ben yazar neden böyle üstünkörü geçmiş diye düşünmüştüm. O detaylar ikinci kitaptaki en önemli olayların temel taşı oldu.İlk kitap gibi akıcıydı ama ilk kitaba oranla odaklanması daha zordu benim için. Belkide karakter değişimi beklemediğim için farklı kişilere alışmam zaman aldı.Çoklu anlatım tarzlarında karakterler arasındaki farka göre yazmak oldukça zordur. Sonuçta her kahraman,onların kişilikleri, duyguları ve aynı olaylara tepkileri oldukça farklıdır. Bu yüzden o farkı güzel bir şekilde ortaya çıkarmak lazım aksi taktirde aynı olayı farklı kişilerden aynı şekilde dinlemek gibi oluyor. Neyse ki bu kitapta öyle bir problem yoktu. Karakterlerin farklılığı yüzünden odaklanamadım aynı olsaydı bir önceki kitabı okumuş gibi hissedecektim. En azından ilk kitapta ki şikayetim bunda aynı olmadı. Romantizmin dozu daha iyi ayarlanmıştı. Yine romantizm içeriyordu evet ama bir şekilde yeri geldiğinde dur demiş yazar. En büyük merakım bu kapıların nasıl oluştuğu veya birinin bu Adayı kontrol edip etmediğiydi. Adanın ve bütün bu olayın nasıl oluştuğu geçmişteki bir efsaneye göre açıklandı ve kurgunun seyri ilk kitaptaki teorilerden çok başka bir boyuta gitti. Nefret ettiğimi söyleyemeyeceğim ama daha iyi bir altyapıda oluşturulabilirdi sanki.
Ada: Sırlar ÇözülüyorLynne Matson · Yabancı Yayınları · 20181,767 okunma
Reklam
10/10
·600 syf.·
2018 12. kitabı
İlk olarak söylemem gerekirse;ikinci kitap genel olarak belirli kişilerin geçmişinin açığa vurulması üzerineydi.Mortmain'in, Gölge Avcılarından bu kadar nefret etmesinin bir sebebi olmalıydı doğal olarak. Bazı sorular ve gizemler gayet mantıklı bir şekilde açıklandı. Yine geçmişe giderek Will'in şu an da sahip olduğu karaktere ve sergilediği davranışlara neyin sebep olduğunu da öğrenmiş olduk. Will ve Jem'in arkadaşlığına bir kez daha bayıldım bu kitapta. Ne bir kıskançlık ne de bir rekabet sadece dostluk ve gerçek sevgi... Ama ben yine de hep Jem'e üzüldüm, ben zaten ilk kitaptan beri sadece Jem'e üzülüyorum nedense. Şu zamana kadar okuduğum en saf en kibar karakter kendisi.Tessa'ya gelirsek onun seçimleri hem beni hem de kendisini çok üzdü. Cidden çok merak ediyorum Tessa bakalım bundan sonra ne yapacaksın...Bu ruh halinden çıkıp kitabın genelinee dönersem;oldukça şaşırtıcı olduğunu söyleyebilirim.Tam işler yoluna girdi derken birden her şey tepetaklak olabiliyor. Ölümcül Oyuncaklarda çok sevdiğim Lightwood ailesinin de geçmişini iyi ve kötü taraflarıyla bu kitapta bol bol irdeliyoruz. Gelecekte Enstitünün başına bu aile nasıl geçmiş cidden merak ediyorum. Bir çok kişi seride Magnus'un olmasına çok sevinmiş. Benim favori karakterlerimden biri olmadığı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ne yazık ki fakat iki seri arasında bir bağ görevi görmesini oldukça hoş buldum. Ayrıca Magnus'un,Ölümcül Oyuncaklar'da,Alec'le neden bu kadar ilgili olduğunu da daha iyi anlamış oldum. Tessa'nın boynundaki Mekanik Melek başta olmak üzere hala merak ettiğim tam olarak cevaplanmamış bir kaç şey daha var tabii. Kitabın bir bölümün de olanlar yüzünden üçüncü kitapta,Tessa kendi veya yeteneği hakkında yeni bir şeyler keşfedecek gibi hissettim. Yazar pek açık açık yazmasa da kesin bir şeyler
Mekanik PrensCassandra Clare · Artemis Yayınları · 20121,265 okunma
Her şeyin iyi olacağına inanmak için fazlasıyla büyüdüm.
Unutmaktan mutlu olacağım bir sürü şey var.
10/10
·514 syf.·
2018 7. kitabı
Ve efsane bir serinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Benim için serinin son kitabı tam bir efsaneydi! Her ne kadar ikinci kitabı beni sıkıntıya soksa da ve bu üçüncü kitaba başlamamı geciktirse de yazar seriyi çok güzel bir şekilde sonlandırmıştı. Üçüncü kitap,ikinci kitabın bitiş noktasından hemen sonra başlıyor. En güzel kısımlarından biri ise;diğer iki kitaptan alışık olduğumuz gibi sadece Tris değil aynı zaman da Dört te anlatıcı konumunda. Yani olayları bir de onun gözünden okuyoruz. Dört'ünde neler hissettiğini bilmek,korkularını,Tris hakkında hissettiklerini ve endişelerini okuyabilmek güzeldi. Çünkü neden bilmiyorum ilk kitaptan beri biraz soğuk-nötr bir karakter gibi gözükmüştü bana. Kitabı korkarak elime almıştım ama garip bir biçimde daha ilk sayfalarında beni içine çekti ve bir an bile sıkılmadım. Akıcılık yönünden yazarın kendini geliştirdiği su götürmez bir gerçek. Üçüncü kitapta alışık olduğumuz toplulukları pek göremiyoruz ne yazık ki ve aynı zamanda bir kaç yeni karakter de ekleniyor. Ve en büyük sorunun cevabı olarak toplulukların neden kurulduğu ve amacının ne olduğuda yine son kitapta açıklanıyor. Ben nedenini saçma ve gereksiz bulsam da yine de yazar mantıklı bir açıklama bulabilmiş. En azından en başından yarattığı dünyayı destekleyebilmiş. Çoğu yazar bunu yapamayıp bir türlü sağlam bir bağlantı kuramadığından bazen güzelim kurguyu mahvedebiliyor. Karakterlere gelirsek bir kaç kişi dışında bildiğimiz ana kadro başroldeydi. Bütün karakterlerin oldukça gelişmiş olduğunu söyleyebilirim. Hatta Peter ve Caleb bile,eminim ki okuyunca o ikisine çok şaşıracaksınız. Ama ben özellikle Tris'in gelişimine bayıldım. Son zamanlarda "Fight like a girl"sloganları çığ gibi büyürken,yazarın bu tanıma uygun bir karakter geliştirmesi çok hoşuma gitti. Tris'i
YandaşVeronica Roth · Artemis Yayınları · 20144,321 okunma