Öyle günler gelecek ki doğa, üç-beş seçkinin ayrıcalıklı vakit geçirebileceği sözümona keyif alanlarına bölünecek; çitler artacak ve insanları umumi yollara hapsedecek başka mekanizmalar geliştirilecek, sonra bir de bakmışsınız ki Tanrı’nın toprakları üzerinde yürümek beyefendilerin hanelerini işgal etmek anlamına gelmiş.
Uzay biçimdeş bir şeydir ve tüm tikel özellikler açısından öylesine belirsizdir ki, hiç kuşkusuz hiçkimse onda bir doğa yasaları hazinesi aramayacaktır. Öte yandan, uzayı daire şekline, bir koni ve küre betisine belirleyen onların çiziminin birliği için zemini kapsadığı düzeye dek anlaktır (anlama yetisi, zeka). Uzay adı verilen salt evrensel sezgi biçimi öyleyse hiç kuşkusuz tikel nesneler üzerine belirlenebilir tüm sezgilerin dayanağıdır, ve hiç kuşkusuz o sezgilerin olanağı ve türlülüğü için koşul bu uzayda yatar. Ama nesnelerin birliği gene de yalnızca anlak tarafından, ve dahası onun kendi doğasında yatan koşullara göre belirlenir. Böylece ‘anlak’ doğanın evrensel düzeninin kökenidir, çünkü tüm görüngüleri (fenomen) kendi yasaları altında kapsar ve ilkin bu yolla deneyimi ‘a priori’ ortaya çıkarır ve bu nedenle yalnızca deneyim yoluyla bilinecek olan her şey (a posteriori) zorunlu olarak onun yasalarına alt güdümlü olur.
Metafizik bir sabun köpüğü gibi yukarılarda uçuyor, ama öyle bir yolda ki boşaltılan çözülür çözülmez yüzeyde hemen kendini bir başkası gösteriyor ve kimileri bunu her zaman büyük bir istekle toplarken, başkaları ise, bu görüngünün nedenini derinlerde aramak yerine, birincilerin boşa çıkan çabalarına gülmenin bilgece olduğunu düşünüyordu.
Kim tüm gelecek Metafiziği önceleyen Prolegomena olarak yayımladığım bu planın kendisini yine bulanık bulursa, pekala düşünebilir ki herkesin Metafizik çalışması zorunlu değildir; yine düşünebilir ki, daha çok sezgiye yakın olan temel ve giderek derin bilimlerde çok iyi ilerleme kateden ama salt soyut kavramlar yoluyla yapılan araştırmalarda başarılı olamayan birçok yetenek vardır ve böyle durumlarda entelektüel beceri başka bir nesne üzerine yönelmelidir.. (Saf aklın eleştirisinin anlaşılmaz ve bulanık olduğuna dair pek çok eleştiri alan Kant’ın bulanıklığı netleştirmek için yazdığı Prolegomena’nın da hala bulanık bulunma ihtimaline karşı zarafetle o zaman s. gidin demesi :)))) )