Bütün birlikteliklerimizin, dostluklarımızın temeli ne kadar da güvensiz, soğuk yağmurlar, kötü havalar ne kadar da yakın, her insan ne kadar da yalnız! Biri bunu anlarsa, aynı zamanda çevresindekilerin tüm görüşlerinin, o görüşlerin türlerinin ve yoğunluklarının en az eylemleri kadar kaçınılmaz ve sorumluluk dışı olduğunu kavrarsa, karakterin, meşguliyetlerin, yeteneklerin ve çevrenin çözülemez yumağıyla oluşan, görüşlerin bu içsel kaçınılmazlığını görmeyi başarırsa -işte o zaman belki bilgenin, "Dostum, dost diye bir şey yoktur!" diye haykırırken hissettiği duygunun acılığından ve keskinliğinden kurtulacaktır.
Asalet ve minnet - Asil bir ruh, kendini minnet duymakla yükümlü hissetmekten hiç gocunmaz ve yükümlü olduğu durumlardan tedirginlikle kaçınmaz; daha sonra aynı rahatlıkla minnetini de dile getirir; bayağı ruhlarsa her türlü yükümlülüğe karşı koyar ya da sonradan minnetlerini dile getirirken abartıya kaçıp fazlasıyla çaba sarf ederler. Bu sonuncusu gelişmemiş bir soydan gelen ya da ezilmiş insanlarda da görülür. Onlara gösterilen bir iyilik, gözlerine bir inayet mucizesi gibi görünür.
İyi yürekliler - Felaketlerde her zaman yardıma hazır olan doğuştan iyi yürekliler sevince nadiren ortak olurlar: Başkaları mutlu olduğunda yapacak hiçbir işleri yoktur, gereksizdirler, üstün olduklarını hissetmezler, bu yüzden kolayca hoşnutsuzluk gösterirler.
Zeus insanın, diğer kötülükler yüzünden ne kadar eziyet çekerse çeksin hayatı gözden çıkarmamasını, tekrar tekrar eziyet çekmeye devam etmesini istedi. Bu amaçla insanlara umudu verdi: Aslında bu kötülüklerin en kötüsüdür çünkü insanın azabını uzatır.