Her insan için bür şeyle uğraşmak bir yaratılış işi olup, insanların kimi çiftçilik, kimi sanatkarlık, kimi gemicilik ve kimi ilimler ve fenler, kısacası her biri bir şeyle uğraştıkları halde, işsiz bulunanların ümmi olanları meşguliyetine doyulamayan okumak yazmaktan mahrum olduklarından dedikodu ve fitnelikle meşgul edegeldikleri aşikar olarak görülen hallerdendir. İşte bu “dedikodu” tabir olunan çirkin şeyin de kadınlar katında çokluğu işsizlikle cehaletin onlarda çoğunlukla var olmasından ileri gelmiyor mu?
Fazıla, Remzi içim cevabı pek müşkül olan bir sual sormuştu. Remzi, “sevmek” ne demek olduğunu bilmiyordu ki Fazıla’yı sevip sevmediğini bilsin! Hatırına gelip de şimdiye kadar Fazıla’ya “Seni seviyorum” dememişti.
Rıfkı ile Remzi gibi babalarının karşısında annelerinin ağzını açmaya cesaret edemeyip kocasının getirdiği bir basma elbiselik için birkaç kere el etek öptüğünü ve külbastı tuzsuz olmuş diye sille tokat yediğini gören adamların katında hanım denilen şeyin kadir ve kıymeti neden ibaret olabilir ki? Bu gibi erkekler, karı kocanın hayat arkadaşı, canı olduğunu iddia eden bir kadını hiç affa layık olmayacağı derecede haddini bilmez sayarlar. Belki onu divane zannederler! Hatta bunlar karılarının sabredemeyeceği şekildeki eziyet ve zulümlerini para ve hediye işe örtmek isterler ki onlara da öylelikle gönülleri hoş edilen hanım lazımdır.
Evladının aklına, zekasına, olgunluğuna itimadı olanlar evlatlarının fena yazılmış romanlarını okumalarından bile korkmamalı, çünkü o fenalıkları kağıt üzerinde görmeleri daha iyidir. “Evladım fenalık ne olduğunu bilmesin” dememeli, “Fenalığın fenalık olduğunu öğrensin” demeli. Öğrenmeli ki ondan sakınsın ve nefret etsin. Yılanın ne olduğunu bilmeyen ve insank sokup zehirlediğini öğrenmeyen bir çocuk onu gördüğünde nakışlı, boyalı bir kırbaç zannıyla eline alıp onunla oynamak isteyebilir.