yolcularla karşılayıcılar sarılıyor, öpüşüyor. bizde el içinde sarılışmak, öpüşmek ayıp sayıldığından birbirimize bakıştık ama, işte öyle bakıştık ki öpüşme kaç para eder yanında
üç-dört kez tirenin gecikmesini ilan edince, benim gibi yolcusunu karşılamaya gelmişlerden biri, demiryolu idaresine silme sıvama sövüp saydıktan sonra, "ulan, hiçbir tirenimiz hiçbigün hiçbiyere saatinde gelip gitmez de bu tarifeleri ne bok yemeye yaparlar?" diye bağırınca, ordan yaşlıca, gözlüklü bir bey, "efendim, tarifeleri tirenlerin ne kadar geç kaldığını anlamak için yapıyorlar. tarife olmasa, tirenin kaç saat geciktiğini nerden bileceğiz?" dedi
"ulan rezil, ben de senin gibi karı parası mı yiyeceğim? karı parasıyla kahvede akşama dek iskambil kağıdı mı oynayacağım?" diyeceğim ama nasıl derim? parası olmayanın, yiğitliği hiç olmaz. beni oteldeki odasından kovsa, sokaklarda aç kalacağım.
okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı ve kitabı pek beğendiğimi söyleyemem. belki de polisiye bana göre değildir ancak eleştireceğim bir konu var: yazar tüm karakterleri edebi şekilde konuşturmuş ve bu bana pek gerçekçi gelmedi. polisiye bir kitaba bu şekilde edebilik katılmaya çalışılmış olunabilir ancak hayatta herkes uzun ve betimleyici konuşmuyor. yine de romanın atıfta bulunduğu türkiye gerçekleriyle cesur bir roman olduğunu söyleyebilirim