Ay-lar ge-çi-yor
Tam bir ay... O zaman vedalaşalım 🌸 Hayat Teselli Bulmaktır 🩷 Hayatla teselli bulanlardan olalım... 🌱
Rize
“Rize" adının anlamı bilinmemek­ tedir. Yunan veya Kafkas dillerinden gelme bir kelime olduğu sanılmakta­ dır. Bugün Rize ilinin üzerinde bulun­ duğu topraklar, Anadolu’da ilk siyasi birliği gerçekleştiren Hititlerin impa­ ratorluk sınırları dışında kalmıştır. Urartular da buraya kadar uzanmışlar­ dır. Kimmerler, M.Ö. VII. yüzyılda Kaf­ kasya’dan buraya gelmişler, Iskitliler de egemenliklerini bu topraklara kadar uzatmışlardır. Şehir, M.O. VI. yüzyılda İran İmparatorluğu’nun (Pers) egemen­ liği altına geçti. Daha sonra sırasıyla İyonyalılar, Yunanlılar, İskender ve Part’ların egemenliğinde kaldı. M.Ö. I.yüzyılda Pontos ortodan kalkınca Ro­ma, bütün Anadolu gibi buraya da hâ­ kim oldu. Partların yerine geçen Sâsâniler ve onlara bağlı olan İran asıllı krallar, Roma egemenliğini itmek için, bütün güçleri ile çalıştılar. M.S. 395 yı­lında Romalılarin yerine geçen Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu çağında durum, aynı oldu. Müslüman Arapla­ rın VII. yüzyılda başlayan akınları, ül­ kede egemenlik kuramadı. Abbâsîler’e bağlı Türk kuvvetleri de bölgeyi ele ge­ çiremediler. Ancak 1071 yılında Malaz­ gird Zaferi’nden sonra, Selçuklu Oğuz Türkleri, bütün Anadolu gibi burasını da aldılar. Rize çevresi, Anadolu Selçuklula­ rına, yani Türkiye’ye bağlı Erzurum, Selçuklu krallığına kaldı, i. Haçlı Se- feri’nden yararlanan B iz a n s lIla r, bütün Karadeniz kıyıları gibi burasını da Türklerden geri aldılarsada, IV. Haçlı Seferi’nden sonra (1204) bölge, Bi­zans’tan ayrılarak, Trabzon Rum dev­ letine kaldı. Şehir, daha sonra sırasıyle Anadolu Selçuklu, ilhanlı, Timur, Ak­koyunlu vb. Türk devletlerinin baskı­ sına karşın hayatını sürdürdü. Bölge, Trabzon ile birlikte Fatih Sultan Meh­ med tarafından 1461 yılında alınarak, Osmanlı ülkesine katıldı. Osmanlı dö­neminde, Çıldır eyaletine,
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Görselde de gördüğünüz Bursa Ulu Camideki duvara işlenmiş iç içe geçmiş vavlar. İlk gördüğümde bir şey anlamamış ama buna rağmen etkilenmiştim. Sonrasında şu anlatım facebook.com/on6tv/videos/bu... rehberliğinde etki yerini hayranlığa bıraktı. Birkaç zamandır bu tabloyu aramama rağmen ne çizmiş olanı gördüm ne de çizmeye teşebbüs edeni. Nihayetinde 1000kitap okurlarından Mâhi hanımın çizimlerini gördüm ve çizer misiniz dedim o da çok kısa sürede çizip tertemiz bir şekilde kargoladı. İnsanda hayranlık uyandıran bir eseri böylesine güzel tabloya aktardığı için kendisine teşekkür eder, sizlere de tavsiye ederim. Instagram hesabını aşağı bırakıyorum yapmış olduğu diğer eserlere de bakabilirsiniz… instagram.com/rekaik_art
Fuarları gezen Anadolu sermayesi için kritik bir eşik var: Üretmek mi daha kârlı, ithal etmek mi? Yüksek enerji maliyetleri, iş gücü baskısı ve Ar-Ge riskleriyle boğuşmak yerine; Çin’de halihazırda ölçek ekonomisiyle (yani çok büyük montajlarda çok ucuza) üretilmiş, Avrupa standartlarından geçmiş hazır ürünü alıp içeriye sokmak, kısa vadede tüccara daha rasyonel geliyor. Sonuçta sanayici yavaş yavaş ithalatçıya dönüşüyor; üretim refleksleri zayıflıyor. Türkiye'de bir ürünün montajı veya son aşaması yerli imkanlarla yapılsa bile, o ürünün kalbi—elektronik kartı, hassas mekanik parçası, kimyasal bileşeni veya kalıbı—yine o fuarlarda el sıkışılan Çinli üreticiden ithal ediliyor. Yerli üretimi artırmak için fabrikaları daha çok çalıştırmak, otomatik olarak Çin'den daha fazla ara malı ve hammadde ithal etmek anlamına geliyor. Üretim arttıkça ithalat faturası da büyüyor. Türkiye'nin Doğu ile Batı arasındaki lojistik köprü konumu, normalde yerli üreticinin ihracatını kolaylaştırması gereken bir avantajdır. Ancak bu modelde, Çin’in malını Ortadoğu ve Avrupa’ya daha zahmetsizce pompalaması için tek yönlü bir otobana dönüşüyor. İstanbul ve limanlarımız, yerli malının çıkış kapısı olmaktan ziyade, ithal malın tasnif edildiği lojistik merkezler haline geliyor. Bu durum kaçınılmaz olarak iç pazarda yerli üreticinin fiyatla rekabet edemeyerek havlu atmasına ve ülkenin dış ticaret açığının yapısal bir nitelik kazanmasına yol açıyor.
1000Kitap
Çinliler önce Avrupa pazarına daha sonra da Ortadoğu pazarına yeni ürünlerini sunuyor. Ortadoğu pazarına girerken de önce ticaret başkentleri olan şehirlerde mallarını görücüye çıkarıyorlar. Sonrasında Anadolu şehirlerine yayılıyor. Bunların hepsini en öncelikle fuarlarda tanıtıyorlar. Çin, yeni veya görece katma değerli bir ürünü piyasaya sürerken en katı regülasyonlara (CE belgeleri, AB güvenlik standartları vb.) sahip olan Avrupa pazarını bir nevi turnusol kağıdı olarak kullanır. Avrupa'da alım gücü yüksek olduğu için yeni bir ürünün ilk Ar-Ge ve üretim maliyetleri bu pazarda daha yüksek kâr marjlarıyla hızlıca finanse edilir. Avrupa pazarında kabul görmüş, oranın vitrinlerine çıkabilmiş bir ürün; Ortadoğu, Kuzey Afrika veya Orta Asya pazarlarına girerken otomatik olarak güçlü bir "kalite ve prestij" referansı kazanmış olur. Ortadoğu ve Yakın Doğu hinterlandına geçildiğinde ise doğrudan kılcal damarlara yayılmak yerine, İstanbul veya Dubai gibi küresel lojistik, finans ve ticaret merkezleri hedef alınır. Bu megakentler, bölgenin büyük toptancılarını, distribütörlerini ve büyük satın almacılarını çeken devasa birer aktarma istasyonudur. Çinli üreticiler, bireysel kanallarla pazar aramak yerine, bu metropollerdeki büyük B2B fuarları (örneğin İstanbul'daki China Homelife veya Dubai'deki Gitex / The Big 5 gibi etkinlikleri) kaldıraç olarak kullanır. Fuar, en düşük operasyonel maliyetle en yüksek sayıda "büyük balığa" ulaşma yeridir. Metropollerdeki bu büyük fuarlara katılan Anadolu sermayesi (Bursa, Gaziantep, Kayseri, Konya veya Denizli gibi ticaret ve imalat hacmi yüksek şehirlerin distribütörleri), ürünleri yerinde inceler, bağlantıları kurar ve kendi bölgelerine taşır. Çinli üretici risk alıp Anadolu'nun yerel pazarlarına tek tek girmekle uğraşmaz. Yerel tüccarın
1000Kitap
74. İbrâhîm'in korkusu gidip de müjde kendisine ulaşınca, Lût milleti hakkında elçilerimizle tartışmaya girişti. 75. Doğrusu İbrâhîm çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi. 76. Elçilerimiz, "Ey İbrahim! Bundan vazgeç, doğrusu Rabbinin emri gel-miştir. Onlara, şüphesiz, ge-ri çevrilemeyecek bir azâb gelmektedir" dediler. Hud
Din