“Şimdi burada gecenin karanlığında oturmuş, sürekli şekil değiştiren tepelere aptal aptal bakarken -ki bu oyun sabah olup da eski hallerine dönene kadar devam edecek- Eugenio'ya karşı hem acıma hem de hayranlık duygularıyla dolup taşıyorum. Bu gezegen kocaman bir karmaşa. Yahudiler Müslümanları öldürüyor, Katolikler Protestanları havaya uçuruyor ve Birleşik Devletler başkanı rolünü üstlenen Beyaz Saray'ın görevlisi doğrudan Ruslarla bir çatışmaya doğru gidiyor. Yalanlar, iftiralar, İncil’in ve tarihin tahrif edilmesi dünyayı anlaşılmaz bir hale getirdi ve bu kaostan yükselmenin bir yolu var mı diye merak ediyorsunuz.” Gece boyu süren bir iç hesaplaşma, sabahın ilk ışıklarıyla sonlanacak bir bekleyiş… Karayiplerin yalnız ve yaşlanmış anlatıcısı, tropik bir adada, kitaplarıyla, köpekleriyle ve anılarının ağırlığıyla baş başadır. Fonda doğanın geceye ait sesleri yükselirken, bilinç ve bilinçdışı arasında salınan düşünceler ölüm, yalnızlık ve insanın doğayla kurduğu o kırılgan ilişki etrafında dolaşır. Sabahın doğuşuyla birlikte, bu bekleyişin nasıl bir sona varacağı sorusu kaçınılmazdır. Yalnızlığın, dışlanmışlığın ve varoluşsal yabancılaşmanın izini süren romanlarıyla çağdaş edebiyatın en özgün anlatıcılarından Karayip edebiyatının münzevi sesi Tip Marugg, Sabahın Kükreyişi’nde doğayla insanın iç içe geçtiği, varoluşun karanlık kıyılarında gezinen, sarsıcı bir anlatı sunuyor.
'gece
herkes bıcır bıcır yaz dizilerine baslarken ben 3. defa askı memnuya baslıyorum
Duygu ve Düşünce
Reklam
Adam bir gece namaz kılmak için seccadesini serer. Namazını bitirdikten sonra şöyle bir duada bulunur: “Ya Rabbi! Şu vakitte bir çok kimse uyudu, birçoğu sevdiğine gitti, ben de sana geldim, çünkü benim sevdiğim sensin.” Sonra zikre başladı ve seccade üzerinde zikrederken uyuyakaldı. Bir hırsız girdi evine biraz sonra, bakındı sağına soluna, oldukça az ve eski eşyaların olduğu fakir birinin eviymiş bu ev diye düşündü. Ama birkaç parça eşya almadan çıkmak olmaz diye düşündü. Torbasına doldurduğu birkaç parça eşya ile tam evden çıkacakken bir de baktı ki kapı yok! Az önce girdiği kapı hiçbir yerde yoktu, her yer duvardı. Aldıklarını bıraktı ve tekrar çevresine baktı, kapı orada duruyordu. Tekrar torbasına doldurdu eşyaları ve tekrar baktı ki kapı yine yok! Bu işlemi tam 3 kez tekrarladı. Tam o esnada duvarlar dalga dalga yarılarak dedi ki: “Ey hırsız!.. Seven uyudu ama sevilen uyumadı.”
1000Kitap
çok yorunum
ankara garında 6 sene sonunda gelen vedalaşma zamanında yazılmıştı =) bir cem adrian şarkısı anıları depreştirdi =) çok yorunum çocuk, önce gözlerinden indir bu şehrin kirini, sana ait olmayan ne varsa bırak kapı diplerinde, kim seni eksilttiyse adını da onunla beraber unut, bir akşam vakti, kimse fark etmeden, ceplerinde kırılmış bir gökyüzüyle çık sokaklara. ağlama bu defa, ağlamak da bazen onların istediği son şeydir, sen susarak da gidebilirsin, dişlerini sıkarak, ellerini yumruk yapmadan, içindeki o eski yangını kimseye göstermeden, yalnızlığını bir bavul gibi taşımaktan vazgeçerek. Bakma arkana, arkanda kalanların çoğu zaten seni hiç görmedi, seni ancak düşerken tanıdılar, ancak sustuğunda sevdiler, ancak kaybolduğunda adını usulca söylediler. çocuk, bu kentin pencereleri yalancı, ışıkları merhametsiz, sabahları bile gece kokuyor burada, her kaldırım bir yenilgiyi saklıyor altında,
Alıntı
Sessizlikte sesini arıyorum, yıldızlarda gözlerini.
Duygu ve Düşünce
➡️ *İnsan, başına gelecekleri düşünmeli* 📆 (Osman Ünlü Hocanın 18.06.2026 tarihli yazısı) *Sual: Çoğu insan, hiç ölmeyecekmiş, hiç hesaba çekilmeyecekmiş gibi hareket etmektedir. Hâlbuki bir insanın her şeyden önce sonunu düşünmesi, ona göre hazırlık yapması gerekmez mi?* *Cevap:* Dünya hayatı çok kısadır ve her günü de geçip hayal olmaktadır. Her insanın sonu ölümdür. Bundan sonrası da, ya daimî azap veya ebedî nimetlerdir. Bunların vakitleri, herkese süratle yaklaşmaktadır. Bunun için insan, kendine merhamet etmeli, gaflet uykusundan uyanmalıdır. Bâtılın bâtıl olduğunu görerek, ondan kurtulmaya çalışmalı, Hakkın da hak olduğunu görerek, ona tabi olmalı, sarılmalıdır. İnsanın vereceği karar, çok mühimdir ve vakit ise, çok azdır. Her insan, muhakkak ölecektir ve insan öldüğü vakti düşünmeli, başına geleceklere hazırlanmalıdır. Hiç kimse, Hakka tabi olmadıkça, ebedî azaptan kurtulamaz. Ölüm anındaki son pişmanlık, insana fayda vermez ve son nefeste Hakkı tasdik etmek, kabul olmaz. Sadece Müslümanın günahlarına tövbe etmesi, kabul olur. O gün, Allahü teâlâ, insana; *“Kulum! Sana akıl nurunu vermiştim. Bununla, beni anlamanı, bana ve Peygamberim Muhammed aleyhisselama, Onun getirdiği İslam dinine iman etmeni emretmiştim. Bu Peygamberin geleceğini, Tevrat'ta ve İncil'de haber vermiştim. İsmini ve dinini her memlekete yaydım. İşitmedim diyemezsin. Gece gündüz, dünya kazancı için, dünya zevkleri için çalıştın. Ahirette başına gelecekleri hiç düşünmedin. Gaflet içinde iken, mevtin, ölümün pençesine düştün”* derse, acaba o insan buna nasıl cevap verecektir? Bunun için her insan, başına gelecekleri düşünmeli, ömrünü tüketmeden, aklını başına toplamalıdır. İnsanın etrafında gördüğü, konuştuğu, sevdiği, korktuğu kimselerin hepsi, birer birer ölmektedir. Her biri birer hayal
Alıntı
Reklam
Reklam