Yaşamı da, ölümü de aşmıştım; çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor, ne de ölümden korkuyordum. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır.
"Bir yerlerimde hissedebiliyordum onu, varlığımın ben doğduğum zaman doğan, ama ben büyürken büyümeyen bir parçası gibi, bir zamanlar bildiğim, ama doğarken geride bıraktığım bir parçası gibi... Olabilecek, gene de hiç yaşanmamış her şeyin belli belirsiz bilinci gibi..."
"Bu duyguyu yıllar önce de tatmıştım. Beni sevmeyen birine âşık olmuştum. Kendimi reddedilmiş hissediyordum; beni terk eden yalnızca o, koca dünyadaki milyonlarca insandan yalnızca biri değildi; bütün canlıları ve nesneleriyle koca dünyanın kendisiydi."
Beyin fonksiyonları duran şehrin beyaz bir duvarında, bilinmeyen bir el kömürle bir desen çizmişti (ama Melchior Troffea'nın üslubu tanınıyordu sanki bu çizimden). Hiç kuşkusuz askerler uzakta beliriverince, duvarı kirleten kişi eserini bitirememişti. Mangal kömürü, çizimi devam eden bir omurgadan kaymış, aşağı doğru inen bir çizgi bırakmıştı geride ama ressam yine de altına şöyle yazacak zamanı bulmuştu:
"Strasbourg'da korkuyla yapıldı."