"Beyaz Geceler Öyküsü Yazısı"
Ah Tanrım, nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Merhaba demedim, çünkü duyguluyum ve sinirliyim biraz. Dostoyevski’den okuduğum ikinci kitap. İlk İnsancıklar romanını okudum, pek sevemedim. Ama bu, bu mükemmeldi. 62 sayfalık öykü iki günde ruhuma ilmik ilmik işlendi. Bu dünyada kadınlara- daha doğrusu bütün insanlara- yürekten bağlanılmaması gerektiğini öğrendim. Yani kaderini, yaşamını ve duygularının akışını, yürekten bağlandığı bir insan kolayca değiştirebilir. Onunla oynayabilir, bir nevi onu esir almış olur. O kadının-erkeğin esiri olur. Ne kötü şey, ne büyük bir zaaftır şu aşk denen şey aslında! Bu bakımdan şunlar aklıma gelir, keşke duygularımız olmasaydı.(sizin görüşleriniz farklı olabilir, ama ben bunları tercih ederdim. Sonuçta olmasaydı; bundan haberimiz bile olmazdı, üzülemezdik, yakınamazdık duygularımızın olmamasından. Eee zaten çünkü yoklar. Aklıma gelmişken yazayım, bu yazdıklarımdan kitapla ilgili pek bir şey beklemeyin onları zaten her yerde bulabilirsiniz. Ben bu kitabı okuduktan sonra zihnimde yaptığı çağrışımları kağıda dökmeye çalışıyorum. Neyse en son duygularda kalmıştık, evet şu duygular ne menem şeydir?! Tek aşk anlamında değil, başka bir anlamda da ele alalım. Mesela ailenizden biri, anneniz. Onunla büyüdünüz(genel konuşuyorum) , evden ayrılana kadar hep aynı ortamda bulundunuz, ve acısıyla tatlısıyla bir geçmişiniz var. Ve öldü( Allah geçinden versin). O kişiye ne olur?( Küçükken de aklıma takılırdı bu ölüm, annemle babam bir gün ölecekti ve bunu biliyordum. Ama onlarla iyi vakit geçirirsem onlar bu dünyadan ayrıldıklarında zamanla alışırım diye düşünüyordum. Ama büyüdükçe kavrıyorum ki, böyle bir şey asla olmayacak. Yani zamanla alışmayacağım, bu sadece ruhumu rahatlatmak için attığım bir yalan olacak.) Bedensel