"Son derece bir ümitsizlik içinde, "Ne yapmalı? Ne yapmalı?" diye söylenirken o kadar halsiz ve bitkindi ki "Ah ölsem..." diye temenni etti; ölmemek için, bu ölümden kurtulup rahat etmek için ölmek istiyordu, ölümü istiyordu; fakat gelip bizi mahveden, götüren ölümü değil, yalnız bahsettiğimiz, sözle tanıdığımız ölümü; bize bir dost gibi, kötü zamanlarımızın bir öğretmeni gibi gelen ölümü..."
"Hem, ah yarın, hatta hani şimdi ölebilse, onun bu inanmayan gözlerinin önünde ölse ne kadar mesut olacaktı. O zaman haykıracak, “Alçak,” diyecek, “bak ölüyormuşum ve sen bir şey yapmıyorsun... Halbuki sen hasta olsan ben ölürdüm; biliyor musun, ben, ben ölürdüm... Fakat sen, ah sen, hain, bak gülüyorsun, bak ben ölsem bile sen yine güleceksin, bir hissizliğin, bir telaşsızlığın var ki beni işte o öldürüyor; evet, beni sen öldürüyorsun... Anlıyor musun, sen... İşte şimdi daha çok acı çekiyorum. Halbuki sen istesen, sen istesen sen bana hayat verebilirdin...”
"Bacak kadardım başımı yukarı kaldırır o büyük insanlara bakardım. Bir gün biz de büyürüz derdim. Şimdi yukarıdan çocuklara bakıp diz çökesim geliyor..."