Toplumsal hayatın dengelerinin nasıl bir an da tepetaklak olabileceğini anlatan kitabımız, bize anların öneminden bahsediyor, anları saniyeleri önemsemediğimiz günlük rutinimizin içerisinde bir an da kör oluyoruz.Yazar ise bunun öylesine bir körlük olmadığını sürekli şöyle hatırlatıyor bembeyaz süt gibi bir körlük, bunu yinelemesinin altındaki neden şu olabilir mi?
Dışına kustuğu karanlıkla insanın içerisinin aydınlık bembeyaz kaldığını göstermesi, normalde içimizde tuttuğumuz karanlık yanımızı göstermeye çekindiğimiz çoğu şey ortadan kayboluyor, sanki bunu engelleyen gözlerimizin görmesiymiş gibi rûhumuz gözlerimizle beraber uçup gitmiş gibi.
İnsanın daha çok sosyalleştiğini bireyselliğin ortadan gittikçe kaybolduğunu bir binaya tıkılan insanlardan anlıyoruz .Normalde Empati duyacağımız insanca üzülüp yara alabileceğimiz anlar bile bir anda görmediğimiz için etkisini kaybediyor. İhtiras, şehvet, yalan ortalıkta kol gezerken bütün iyi güzel duygular anlamını yitiriyor, artık hiçbir şeyin önemi yok gece ve gündüzün öneminin kalmadığı gibi . Mertebelerin, isimlerin önemini yitirmesi gibi.Tek gerçeğin dokunduğumuz şeyler ve duyduğumuz sesler olması bize şunu demek istiyor olabilir. 'Kulaklarını tıkandığın herşeye artık kulak kesilmelisin, hissetmediğin bencilliğinle yaşadığın hergünün diyetini herşeye dokunarak ver..'
Bu bir ceza mı? yoksa bir ders mi ya da bir lütuf mu? okuyan ne hissederse işte oluyor.