Suna'ya göre her edebiyatın bir mevsimi vardı. Kış geceleri büyük Rus romanlarına, yaz ayları Amerikan öykülerine, sonbahar tek başına Edip Cansever'e, ilkbahar ise Fransız klasiklerine ayrılmalıydı. İngiliz Edebiyatı mevsimsizdi tabii ki.
İnsanlar ne kadar kötü, ne kadar bencil olabiliyorlar, insanın babasını bile elinden almayı göze alabiliyorlar, hem de ellerinde yerine koyabilecekleri bir babanın adı bile yokken.
İnsanın yağmurlu, soğuk bir akşamüstü soluk soluğa vardığı sıcacık evinde yüreğine saplanan bir kurşun, kanlı bir savaşın orta yerinde saplanan bir kurşundan daha fazla acıtmaz mı?