Dış dünyanın olumlanması, gerçekliğe ayak uyduran zihinsiz filistenleri haklı çıkarır ve sonuçta ortaya çıkan yapıt da, ucuz, sığ bir hicivden başka bir şey olmazdı; romantik içselliğin düpedüz olunlanmasıysa, şekilsiz ve beyhude bir gerinme ve debelenmeye, kendine tapan lirik bir psikolojizme yol açardı. Ama dış dünya ve içsellik, aynı anda olumlanamayacak kadar heterojen ve birbirine düşmandır.
Romantik hayat anlayışına dayalı roman, düş kırıklığının romanıdır. Kendini eylemde gerçekleştirme olanağını bulamayan içsellik içe döner, ama yine de, ebediyen yitirmiş olduğu şeye tam olarak sırtını dönemez; bunu yapmaya yeltenseydi bile, hayat onu böyle bir tatminden yoksun bırakırdı; hayat, mücadelesini sürdürmeye zorlamaktadır onu — sanatçının öngördüğü ve kahramanın kaygıyla beklediği yenilgilere maruz kalmaya zorlamaktadır.
Kişi ancak bir şeyden mahrum olduğunda ve kendisinde bir boşluk olduğunda ya da nazlı bir biçimde gizlendiğinde gözlem yapma eğiliminde olur. Kim, bütün ruhuyla yakaran, dua eden bir insanı görüp de gözlemciyi oynayacak kadar acımasız olabilir?