Dostoyevski’nin doğumdan ölümüne yaşadığı olaylardan ziyade yazmaya nasıl başladığını ve yazarken ne tür motivasyonları olduğunu merak ediyorsanız okuyabileceğiniz türden bir yapıt. Yazarın edebi yaşamının yanı sıra politik ve sosyal olayların onu ne yönde etkilediği, roman karakterlerine bu olaylara karşı oluşan düşüncelerini nasıl yedirdiği, romanları tarihsel sırayla ele alınarak kalem kalem anlatılmış.
Okuma bitince Dostoyevski’nin söylemek istediği hemen hemen her şeyi karakterlerinin ağzından aktardığını, hatta sırf bu yüzden yazma hastalığını bırakamadığını düşünebilirsiniz. Her romanında yazıldığı dönemde içinde kopan fırtınaları dile getiren kimi zaman nihilist kimi zaman mazlum ve hasta hatta kimi zaman katil rollerine bürünen bu karakterler, bize yazarın hem ne kadar katmanlı bir şahsiyete sahip olduğunu hem de bunları birbirinden ayırmakta ne kadar maharetli olduğunu göstermektedir.
Hiçbir zaman toplumda gördüğü milli, ahlaki ve siyasi çöküntüleri eleştirmekten kaçınmayan -her ne kadar çağdaşlarının tenkitlerine maruz kalsa da- daima çağını yakalayan hatta en çok da bu yüzden kendini geleceğe atabilen bir yazar olması, Rus halkına onun Peygamberliğe soyunduğunu bile düşündürmüştür.
Dostoyevski çok konuşmuştur, Rus milleti ve Ortadokslar adına bu konuşmaların değeri asla paha biçilemeyecektir.