Bir umudun uzun ve çileli yolculuğu… Kitaba şöyle bir incelemeyle başlamak istiyorum: Bir vatan ne kadar sevilir? Bir asker vatanı için ne kadar fedakâr olabilir? Ne kadar bu uğurda çilelere katlanabilir? Vatan denilen nesne, anadan, babadan, eşten, evlattan ne kadar değerli olabilir ki, onlardan vazgeçmeyi göze alacak kadar cansiperane savaşılıp, her meşakkate göğüs geriliyor? İşte, tüm bu soruların cevabı aslında gene kendi içlerinde. Vatan denilen toprak parçasını vatan yapan; ana, baba, eş, evlattır. Bunların namusu, şerefidir. Ve bu uğurda can verilecek kutsiyete değer olmasıdır. Birinci Cihan Harbi’nde esir düşen kahraman Mehmetçiğimizin bu uzun, meşakkatli yolculuğunun çok sade ve akıcı bir üslupla anlatıldığı bu kitabı okurken, beni yakın tarihin en zor sınavlarının verildiği döneme edebi bir dille götürdü. Bir yandan ecdadımızın vatan uğruna çektiği çileleri okurken duyduğum hüzün, diğer yandan tıpkı askerlerimiz gibi onurlu ve yardımsever Japon askerlerinin onları memleketlerine ulaştırmak için kendilerini de bu meşakkate ortak ederek vazife üslenmelerine şahit olurken duyduğum minnet, kitabı daha anlamlı kıldı. Yarbay Çomora’nın kendi kültürleriyle bizim kültürümüzün benzer noktalarını, yakın dostluk kurduğu Ramiz’le yaptığı keyifli sohbetlerle karşılaştırması, daha samimi bir dostluğa uzanıp, bu iki kadim milletin tarih sahnesinde bu şekilde bir araya gelmesi, geçmişte atılmış olan dostluk köprüsünü bizlere gösteriyor. Anlatıda kullanılan tasvir üslubunun ustalığı, okuyucuyu sıkmadan, akıcı bir şekilde okumasını ve cereyan eden olayları kafa karışıklığı yaşamadan anlamasını sağlıyor. Mekânın ve zamanın doğru bir şekilde anlatılması, romanın tarihi olan yönüne sağlam bir zemin oluşturmuş. Kişilerin karakteristik yapısı, zamana uygun oluşturulmuş olup,