Kalbin Anlamı Üzerine Mülahazalar
Puan vermedi·96 syf.··
2025 16. kitabı
Geçtiğimiz günlerde annemle bir kitapçının içinde gezinirken gördüm bu kitabı. Görür görmez içimde bir şeyler kıpırdandı. Çünkü uzun zamandır kalbimin bir darlık ve bir genişlik içinde oluşunu, bir hâl üzere sabit kalamayışını anlamlandırmaya çalışıyordum. Elbette, kalbin asli özelliğinin bu olduğunu biliyorum. Kalbin “kalp” diye isimlendirilmesinin nedeni, süratle başkalaşmasıdır. Ama Efendimizin, “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzere sabit kıl.” duasından, aslında kalbin bir hâl üzere sabit kalışının mümkün olabileceğini de biliyorum. Yaşadığı her şeyi anlamlandırarak sükûn bulabilen zihnim, beni bu kez kalbin anlamını aramaya sevk etti. Hâkim et-Tirmizî, bu eseri kendisine sadr, kalp, fuâd, lüb gibi kalbin yerine kullanılan isimlerin arasındaki farkın sorulması üzerine kaleme almış. Kitabın girişinde ilk olarak sadrdan bahsediyor. “Sadr, aslında kalbin bulunduğu mekâna denir,” diyor. Yani kalbi bir ev, sadrı ise o evin avlusu gibi düşünebiliriz. Evin yalnızca sahiplerine mahsus oluşuna karşın, evin avlusu nasıl yabancılara açıksa sadr da böyle, her türlü şeyin girişine açık bir alandır. Yani dışarıdan gelen her türlü şey öncelikle sadra girer, kalbe değil. Kalp, ilahî bir lütuf olarak Yüce Allah tarafından korunmuştur. Dolayısıyla, aslında genişleyip daralan şey kalp değil, sadrdır. Sadrdaki duraklar sırasıyla: kalp, fuâd, lüb ve artık bundan sonra, içinde zarif sırlar barındıran ince makamlardır. Bu girişten sonra müellif, “İçimde neler oluyor?” sorusuna cevap bulduğum kısımlara giriş yapıyor. Nefse, sadra girmek yoluyla baskı kurarak onu yönetme gücü verilmiştir. Bunun sebebi, Allah’ın sadra sınama yüklemesidir. Âyet-i kerîmede geçtiği üzere: “Allah gönüllerinizde bulunan şeyi denemek ister.” Böylece kulun, Efendisine yakarması,
Kalbin AnlamıHakim Tirmizi · Sufi Kitap · 2023237 okunma
10/10
·120 syf.·
2026 20. kitabı
“Bil ki senin işlediğin hayırlı ameller Allah'ın sana ihsanındandır. Allah'ın huzuruna kabul etmediği biri namaz dahi kılamaz. O nedenle kula ait hiçbir şey yoktur.” Ahir zamanda göğsü daralmayanımız var mı? Ruhumuza ağır gelen bir zamanın, göğsümüzde bir nefeslik ferahlık bulamadığımız zamanın fanileriyiz… Belki hiçbir çağda çinde bulunduğumuz zaman kadar işgal edilmemişti insanlığın zihinleri ve kalpleri… Bunda şüphesiz teknolojinin gelişmesiyle hayatımıza karışan çoğu şeyin, değişen anlayış ve zihniyetin de payı var. İnsanlık: hakikatten uzaklaştı. Gözlerimizi kapadığımız gerçekler göğsümüzde birikiyor.. Hazların peşinden koşarken içimizdeki bunalımı nereye kadar erteleyebileceğimiz konusunda en ufak fikrimiz de yok.. Evet göğsümüz daralıyor… Kitabın adını gördüğümde bu sebeple heyecanlandım. Kitap da hacim olarak küçük olmasına rağmen derinlikli yapısıyla okurunu bu konuda yanıltmıyor. Şüphesiz nefsin peşinden koşarken daralan göğsümüz, daralma sırasını bu satırları okurken nefsimize bırakıyor. Hoşumuza gitmese de haz vermese de hakikati duymak sabredip sebat edersek göğsümüze genişlik olarak dönecek inşAllah. Yazar olası sebepleri on üç başlık altında hadis ve ayetlerle de destekleyerek açıklamış. Okurunu sıkmayan anlaşılır bir yapısı var kitabın. Okuruna dua eden kısımlarda göğsümüze amin inşirahları göndermelik ara ara açıp okumalık bir eser. Yazarın kalemine sağlık ve Allah onu istediği gibi fâcirlerden eylesin … Kitap ve sevgiyle…
Ve Bazen Göğsümüz DaralırYasin Taçar · Tin Yayınları · 202629 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·369 syf.··
2026 159. kitabı
Tutsak Güvercin #okudumbitti Ben bu kitabı yalnızca iki insanın birbirine çekilmesini okumak için elime almamışım… Meğer sayfaların arasında bir coğrafyanın yükü, suskun bırakılan hayaller ve “olması gerekenler”in altında ezilen kalpler varmış. Hikâyenin Diyarbakır’da geçmesi kitaba bence çok şey katıyor. Mekân sadece arka fon değil; Ravza’nın nefesini daraltan bir gerçek gibi. Ravza’nın okumak istemesi “basit bir hedef” değil; başlı başına bir direniş. Onun cesareti beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Çünkü Ravza, kırılgan görünüp içten içe dimdik duran o karakterlerden… “Benim hayatım da benim sözüm de var” demeyi seçiyor. Mirza tarafı ise bambaşka bir yerden yakaladı beni. Dışarıdan güçlü, sert, kontrol sahibi… ama iç dünyasında sürekli hesaplaşan biri. İki ailenin kavgası, geçmişin gölgesi, üstüne bir de kendi hırsları… Onun hikâyeside “kötü çocuk romantizmi” gibi değil; daha çok bir adamın kendi karanlığından çıkma çabası gibi ilerliyor. Ve Ravza’yla yollarının o güvercin üzerinden kesişmesi… çok sembolik, çok yerinde. Sanki “kader” dediğimiz şey bazen kocaman olaylarla değil, küçücük bir kanat çırpışıyla başlıyor. Kitabı sevmemin bir diğer nedeni, olayların tek bir çizgide gitmemesi. Aileler, planlar, hesaplar, yan karakterlerin etkisi derken hikâye genişliyor; ama bu genişlik bana şunu hissettirdi: Bu tür hikâyelerde iki kişi sevmekle yetinemiyor, herkesin yükü masaya konuyor. Ravza’nın “ne istediği”nin sorulmaması, herkesin onun adına karar vermeye çalışması… okurken içim sıkıştı, kabul. Ama aynı zamanda “işte bu yüzden gerçek” dedim. Anlatım akıcı; duygu var ama abartıya kaçmadan veriyor. Özellikle bazı sahnelerde “tam burada durup bir nefes alayım” dediğim oldu. Ben en çok, karakterlerin içindeki çatışmayı anlatırkenki doğallığını sevdim. Evet
Tutsak GüvercinArzu Değirmenci · Patara Kitap · 20254 okunma
Puan vermedi·204 syf.·
2026 10. kitabı
Kimilerinin her şeyin bittiğini sandığı, kimilerinin de yeni bir hayatın başladığına inandığı yerde, yüksek duvarlarla gözlerden gizlenmiş eski bir mezarlığın sessizliğinde Aynalı Baba. Ayna parçaları taktığı sarığı ve cübbesi, teneke parçaları iliştirdiği pejmürde kıyafetiyle tam bir tezat teşkil eden vakara sahip yaşlı bir adam. Ve Raci.. Pozitivizm ve maneviyat arasında sıkışıp kalmış huzursuz bir genç. Osmanlı'nın son dönem aydınlarından Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi, Amak-ı Hayal isimli kitabında buluşturmuştur bu iki karakteri. Kitap, okuru, mürşid-i kamil olan Aynalı Baba rehberliğinde irfana uzanan gizemli bir yolculuğa davet eder. Raci, yolculuğun sonunda hayallerin derinliklerinde kaybolmanın aslında kendini bulmak olduğunu keşfedecektir. Amak-ı Hayal konusu itibarıyla bir seyri sülûk kitabıdır. Ancak yazım türü olarak hangi kategoriye girdiği tartışma konusu olmuştur. İlk tasavvufî roman olduğunu söyleyenler çoğunlukta olsa da içerisindeki Buda, Zerdüşt, Brahman, Platon gibi İslam dışı unsurların varlığı onu alışılmış bir tasavvuf kitabı olmaktan çıkarmaktadır. Üslup açısından ise her ne kadar roman türüne yakın görülse de modern roman kriterlerine tam olarak uymamaktadır. Bu bakımdan Amak-ı Hayal ne tam bir roman ne de tam bir hikaye kitabı sayılabilmiştir. Muhtevası ise ne sadece tasavvuf ne de sadece felsefedir. Anlaşılan o ki Darulfununda felsefe hocalığı yapan ve tasavvufla iç içe bir hayat yaşayan yazarın bu kitapla amacı, felsefî, tasavvufî ve ahlâkî konulara ait görüşlerini okucuyu sıkmadan bir kurgu dahilinde aktarmaktır. Roman tekniğini ise sadece bir kılıf olarak kullanmıştır. Amak-ı Hayal iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Raci ve Aynalı Baba'nın tanışmasına ve Raci'nin rüya aleminde
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202122,3bin okunma
Yıkımlar arasında…
10/10
·84 syf.··
2026 58. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 12:09
Pakdil, bu eserinde “İnsan arttığını, çoğaldığını duyumsuyordu onun yanında” cümlesiyle ifade ettiği Fethi Gemuhluoğlu’nun vizyonunu, onunla kısa anılarını, onda hissettirdiklerini karşısında bir dostla sohbet edercesine anlatıyor. İnsanın sevgiyi unuttuğundan yalnızlığa düştüğünü ancak insanın yekdiğerlerine tutunarak, yeniden severek, kalbini tüm insanlar için genişleterek ilerleyebileceğini ve bu yolla da Allah’a ulaşabileceğini ifade ediyor. İnsanın ancak “kendi içindeki giz’i”keşfedip ona bakarak “yeryüzünün ağırlığına dayanabileceğini” ve “yaradılışındaki bilgeliği” kavrayabileceğini vurguyor. İçine düşünülen bunalımın Kutsal Kitap’ı anlayamamaktan ileri geldiğini, “manevi kaynaklardan uzaklaştıkça kendimizi parça parça öldürmüş” olacağımızı anlatıyor. “Herkes görüş açısını kendisi kapatıyor” diyerek kendi elimizle kendi hakikatimizi örttüğümüzü anlatırken bizi düşünmeye, sevmeye, yargılanacağımız hakikatini algılayıp bunu devamlı hatırlamaya sevk ediyor. Salt maddesel düzlemde düşünen ve yaşayan insanın mekanikleştiğini anlatırken bunu ”eşyalaştırılan insanın çağa yansıyan acıklılığı” diye nitelendiriyor.Ancak buna rağmen devamlı umutlu olmayı teşvik edip “kablo bağlayıcıları” benzetmesiyle yıkımı, yıkılanı onarıp bağlayarak ayakta kalabileceğimizi, “sürekli kuruyan insani yanımızdan, üstüne çimento dökülen kalbimizden silkinerek doğrulabileceğimizi” anlatıyor Üstadın Gemuhluoğlu için dile getirdiği cümleler ise insanın içine dokunuyor, gerçek dostun bu cümlelerden daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz: “İnsanın, bazen kendini yalnız duyumsaması, bu yalnızlığından korkması, kendi kendine üşümesi olur ya; işte o zaman, yanına gitmesini, varıp görmesini dilediği biri olur ya; o biri O olurdu... Yalnızlığımız dağılırdı, üşümemiz giderdi, umutlu yanımız yeniden
İnceleme
BağlanmaNuri Pakdil · Edebiyat Dergisi Yayınları · 20122,240 okunma
Bu sefer kendi cümlelerimi değil de kitabın sonunu yazmak istedim
Puan vermedi·208 syf.··
2026 31. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 21:08
Antalya'dasınız. Yalnızlık korkunuz değil. Gelen her konuktan payınıza yeni bir dünya düşecek. İki zamana birden doğacaksınız Kale Kapısı'nda. Yakınlık ve uzaklık üzerine bütün bildiklerinizi unutacaksınız. Denizle kadınları karıştıracaksınız. İçinizdeki kötülük çok zavallı kalacak. Bir genişlik ve mahcubiyet duygusuyla bakacaksınız her şeye. Antalya'dasınız... Büyüyeceksiniz. Sevineceksiniz.
Bütün Şiirleri 3Şükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20123,588 okunma