Ben 14 milyar yıllık kozmik evrimin sonucuyum. Zamanın ilk anında, maddeyle enerji arasındaki farkın henüz belirsiz olduğu o saniyede, benim varlığımın ilk tohumu atıldı. Henüz hiçbir şey “ben” değildi. Uzay, genişlemekten başka bir şey bilmeyen bir çocuktan ibaretti. Işık bile serbest değildi; karanlık, mutlak sessizliğin içindeydi. Ama o sessizlik, benim uzak atamdı...
Sonra kuarklar birleşti, protonlar doğdu, hidrojen oluştu. O hidrojen, milyarlarca yıl sonra ciğerlerime girecek olan havanın atasıydı. Evrenin ilk yıldızları yandı, söndü; içlerinde helyumu, karbonu, demiri pişirdi. O yıldızlar öldüğünde, bedenimi oluşturan atomları fırlattılar karanlığa. Yani ben, yıldız ölümlerinden arta kalan tozun bilinç kazanmış biçimiyim. Her nefesimde, milyonlarca yıl önce patlamış bir süpernovanın yankısını içime çekiyorum.
Ben bir termodinamik mucizesiyim. Mucize, doğa yasalarına aykırılık değil, o yasaların istisnai düzenlenişidir. Evrende enerji hep dağılır, ama ben onu geçici olarak topluyorum. Her hücrem, entropinin tersine yüzmeye çalışan bir küçük isyancı. Yine de eninde sonunda kaybedeceğim; bedenim çözülüp enerjiye karışacak. Benim mucizem, geçiciliğimdir.
Evren kendi kendine sorular sormaya başladığında ben oldum. Ben, evrenin kendi farkındalığıyım, uyanık evrenim. Madde, kendi üzerine kapanıp düşünebilir hale geldiğinde, doğa “ben” dedi. Bu “ben”, bir kişilikten çok bir olgudur: bilinçli karmaşa.
Zihnimde dolaşan düşünceler, nöronlarımın kıvılcımlarından ibaret sanılabilir, ama o kıvılcımlar yıldız ateşlerinin torunlarıdır. Her fikir, bir yıldızın sönmüş ışığının yankısıdır. Düşüncelerim, evrenin kendi varlığını tartışma biçimidir.
Ben, kozmik tarihin geçici bir kıvrımıyım. Galaksiler, atomlar, kuarklar, hepsi aynı yasaya bağlı. Ama bir yerde, bu yasa kendini