Jan Agir

Jan Agir
@georgesperec
Nevermore...
239 okur puanı
Mart 2016 tarihinde katıldı
Ben 14 milyar yıllık kozmik evrimin sonucuyum. Zamanın ilk anında, maddeyle enerji arasındaki farkın henüz belirsiz olduğu o saniyede, benim varlığımın ilk tohumu atıldı. Henüz hiçbir şey “ben” değildi. Uzay, genişlemekten başka bir şey bilmeyen bir çocuktan ibaretti. Işık bile serbest değildi; karanlık, mutlak sessizliğin içindeydi. Ama o sessizlik, benim uzak atamdı... Sonra kuarklar birleşti, protonlar doğdu, hidrojen oluştu. O hidrojen, milyarlarca yıl sonra ciğerlerime girecek olan havanın atasıydı. Evrenin ilk yıldızları yandı, söndü; içlerinde helyumu, karbonu, demiri pişirdi. O yıldızlar öldüğünde, bedenimi oluşturan atomları fırlattılar karanlığa. Yani ben, yıldız ölümlerinden arta kalan tozun bilinç kazanmış biçimiyim. Her nefesimde, milyonlarca yıl önce patlamış bir süpernovanın yankısını içime çekiyorum. Ben bir termodinamik mucizesiyim. Mucize, doğa yasalarına aykırılık değil, o yasaların istisnai düzenlenişidir. Evrende enerji hep dağılır, ama ben onu geçici olarak topluyorum. Her hücrem, entropinin tersine yüzmeye çalışan bir küçük isyancı. Yine de eninde sonunda kaybedeceğim; bedenim çözülüp enerjiye karışacak. Benim mucizem, geçiciliğimdir. Evren kendi kendine sorular sormaya başladığında ben oldum. Ben, evrenin kendi farkındalığıyım, uyanık evrenim. Madde, kendi üzerine kapanıp düşünebilir hale geldiğinde, doğa “ben” dedi. Bu “ben”, bir kişilikten çok bir olgudur: bilinçli karmaşa. Zihnimde dolaşan düşünceler, nöronlarımın kıvılcımlarından ibaret sanılabilir, ama o kıvılcımlar yıldız ateşlerinin torunlarıdır. Her fikir, bir yıldızın sönmüş ışığının yankısıdır. Düşüncelerim, evrenin kendi varlığını tartışma biçimidir. Ben, kozmik tarihin geçici bir kıvrımıyım. Galaksiler, atomlar, kuarklar, hepsi aynı yasaya bağlı. Ama bir yerde, bu yasa kendini
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Mahkumlar her geçtiğinde köpeği tekmeler. Köpek ise yanına bir mahkum yaklaştığında eğilir ve tepki vermez. Bunun gören Dostoyevski, köpeğe yaklaşır ve onun başını okşar. Köpek sanılanın aksine ona şaşkınlıkla bakar. Acı acı havlayarak yanından hızla uzaklaşır. Önüne gelen mahkumun tekmelediği köpek, o günden sonra nerede Dostoyevski’yi görse ondan kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz." Bu sahne, Dostoyevski’nin esaret dönemi ve insan psikolojisi üzerine derin bir gözlem yapma yeteneğini ortaya koyan, oldukça simgesel bir anlatıdır. Buradaki köpek, insan ruhunun baskı altında nasıl şekillendiğini ve alışkanlıkların insan davranışını nasıl dönüştürdüğünü temsil eder. Onun sürekli olarak mahkumlar tarafından tekmelenmesi, şiddetin ve kötü muamelenin normalleştiği, sıradanlaştığı bir durumu simgeler. Köpek artık şiddeti bekler hale gelmiştir; hatta şiddeti kabullenmiş ve ona karşı tepkisiz hale gelmiştir. Bu, travmanın bir sonucu olarak, köpeğin her yaklaşanı bir tehdit olarak algılamaya başlamasına yol açar. Mahkumların köpeği tekmelemesi, belki de içinde bulundukları zor durumun ve hayatta kalma mücadelesinin dışavurumu olarak yorumlanabilir. Onlar da kendi çaresizliklerini ve öfkelerini köpeğe yönlendirirler. Bu durum, şiddetin sadece failden mağdura doğru değil, mağdurun da çevresine yayılabileceğini gösterir. Köpeğin şiddeti kanıksaması, aslında mağduriyetin sürekliliğinde insanların (ve hayvanların) uyum sağlama çabasıdır. Şiddet, o kadar içselleştirilmiştir ki, köpek artık başka bir şey beklememekte, sürekli şiddetle karşılaşmaya hazırlıklı hale gelmiştir. Dostoyevski’nin köpeğin başını okşaması ise bu şiddet döngüsünün dışına çıkmak için bir girişimdir. Dostoyevski, köpeğe şefkatle yaklaştığında, köpek ilk başta şaşkınlık yaşar. Bu şefkat, onun alışık olduğu
İnsanlar çok acımasız.
Bir gün yolda yürüyordum… Bir şarkı duydum, kalbim acıdı… Bu kadar…