Jan Agir

Jan Agir
@georgesperec
Nevermore...
239 okur puanı
Mart 2016 tarihinde katıldı
10/10
·176 syf.·
2025 4. kitabı
Bahara Kadar Bekle, Bandini’yi okurken, sayfalar ilerledikçe yalnızca Arturo Bandini’nin değil, içimde bir yerlerde susmuş, unutulmuş çocuğun da sesini duydum. Düşlerimin, çocukluğumun, yanan bir kâğıdın kül olup uçuşması gibi savrulduğunu hissettim. Bazen romanlar bir hikâye anlatmaz; insanın içindeki yankıyı ortaya çıkarır. Fante kelimeleriyle kendi geçmişine dönerken, bir şekilde benim geçmişime de ışık tuttu. Yoksulluğun, öfkenin, inancın, hayal kırıklığının iç içe geçtiği o çocukluk... Bu sadece bir çocuğun değil, insan olmanın çıplak hâliydi. Bandini’nin evinde eksik olan şey para değil, huzurdu. O gergin sessizlikler, babasının çaresizliği, annesinin sessiz duaları — hepsi tanıdıktı. Hepimizin evinde bir yerlerde bu sessizliklerden kalma kırıntılar var. Roman 1920’lerin Amerika’sında, Büyük Buhran’ın gölgesinde geçiyor ama aslında zaman önemsiz; Fante’nin anlattıkları çağdan bağımsız, evrensel duygular. Bandini’nin babası, işsiz bir tuğla ustası. Gururlu ama o gurur artık kendi üzerine çökmüş bir ağırlık. Annesi, Tanrı’ya sessizce sığınan bir kadın. Fante bu iki karakteri anlatırken hiçbir şeyi büyütmüyor, olduğu gibi, insanca yazıyor. Belki de bu yüzden bu kadar gerçek geliyor. Arturo o evin içinde sıkışmış bir çocuk. İçinde hem öfke hem umut var. Yazmak istiyor, kurtulmak istiyor, görülmek istiyor. Bazen babasına benziyor, bazen annesine; ama en çok kimseye benzememeye çalışıyor. Bu çelişki onu hem güçlü hem kırılgan kılıyor. Yazmak, onun için bir meslek değil, varlığını kanıtlama biçimi. Fante’nin satırlarında o kadar tanıdık bir hırs var ki, insan kendi gençliğini hatırlıyor. Dünyayı değiştireceğini sanan ama aslında sadece kendini arayan o çaresiz, tutkulu dönemi… Okurken sık sık durup düşündüm. Fante’nin dili sade ama kelimeleri insanın içine işliyor.
Edebiyat
Bahara Kadar Bekle, BandiniJohn Fante · Parantez Yayınları · 20031,200 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·238 syf.·
2020 7. kitabı
"Bilimde en yeni, edebiyatta en eski kitapları oku." -Bulwer lytton. “Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan...” Her şey bu sözcüklerle başladı benim için. Yüreğimde namütenahi hisler uyandıran romanlardan biri oldu. Okudukça tarifi imkansız bir şekilde zihnime ve yüreğime şirayet eden envai çeşit güzellikler keşfettim. Bu güzellikler, yüreğimdeki bir başınalıktan olsa gerek vaveylalar koparmama vesile oldu. İnsan bir güzelliğe denk geldi mi, herkese bunu anlatmak ve bağırmak ister, bazen de öyle bir raddede bulur ki kendini insan, hüzne ve kadere sitem eder. Güzellikler! Ah insanı nasıl da sarsıyor...             Anar’ın okuduğum ilk kitabı aynı zamanda 1995’te yazdığı ilk romanı Puslu Kıtalar Atlası, Osmanlı zamanında geçiyor. Rüyalara yatarak dünyanın haritasını çıkaran bir baba ve oğlu sevgili Bünyamin’in serüveni işleniyor. Bu serüveni sadece Bünyamin’e atfetmek doğru olmaz çünkü bahsedilen her karakterin detayı önem arz etmektedir. Kitapta işlenen topoğrafya, sosyokültürel yapıya aşinaydım, yabancılık çekmedim ve okudukça olayların içinde ben de varım düşüncesi aklımdan bir an olsun eksik olmuyordu. Dışarda sürekli gördüğümüz herhangi bir topluluğun aslında hiç de göründüğü gibi olmadığını; yaşanan, rast gelinen her şeyin tekerrürlerden ibaret olduğunun idrakine varmak hiç de zor değil.             “Üstkurmaca” olarak nitelendirebiliriz eseri, tahayyülün sınırlarını zorlamak bu olsa gerek. Baş karakterler ön planda olduğu gibi yan karakterler de bir etkiyle işlenip, süslenmiştir. Hepsinin yolu birbiriyle kesişiyor. Romanın beni etkileyen ilk ayrıntısı budur diyebilirim. İkincisi ise, fene olan ilgim ve bir fen eğitimci adayı olarak bir bölümünde bilgece işlenen fizik ve kimya bilgilerinden ibaret olmasıdır.
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
10/10
·210 syf.·
2019 10. kitabı
Beni sarsan bir kitap oldu her şeyden önce, kitabın bazı yerlerinde duraksayıp yutkundum, titreyen parmaklarımla sayfaları çevire çevire bir çırpıda okuyup bitirdim. Kullanılan dil yalın ve akıcı. Çin’e olan ilgimi körükledi. 1993 yılında yayımladıktan hemen sonra yasaklandı malesef, Z. Yikou yönetmenliğinde aynı isimle sinemaya aktarıldı fakat kitapla aynı akıbeti paylaştı. Yu Hua’nın eserlerinde Çin Kültür Devrimi’nin izlerini rahatlıkla görmek mümkün, bir zamanlar hanedanlıklarla yönetilen topraklar, zamanla Çin Komünist Partisi’nin kurulmasıyla tarihin yitik sayfalarında yerini alıyor. Baş karakter Fugui’nin yaşamında Çin’in o zamanlardaki sosyal ve siyasi hayatına şahit oluyoruz. Gelenek ve görenekleri yüzeysel de olsa idrak etmemize zemin hazırlıyor. Kültür Devrimi doğrultusunda ortaya çıkan kıtlık ve sefilliğe tanık oluyoruz; kim bilir, bunu da çocukluğunu ve gençliğini Kültür Devrimi ile iç içe yaşamasına borçluyuzdur belki de... Son olarak bu enfes kitabı mutlaka okuyun, olumsuzluklara karşı mücadele ve hüzün dolu cümleler sizi bekliyor.
Edebiyat
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,1bin okunma
10/10
·160 syf.·
2019 2. kitabı
İlk kıvılcımdan günümüze dünya ve insanın maceralarla dolu serüvenini merak eden biri olarak kitabı çok beğendim, doyurucuydu. Kitap ana hatlarıyla bir biyolog, antropolog ve astrofizikçinin ürünü diyebiliriz, üç dalın ortak paydada buluşması beni derinden etkiledi. Özellikle bir biyolog ve antropolog adayının sevebileceği bir kitap. Tavsiye ederim...
Bilim
Dünyanın En Güzel TarihiHubert Reeves · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025318 okunma
10/10
·232 syf.·
2018 61. kitabı
Sosyal bilimler arasında insanı her yönüyle ele alan ve bu doğrultuda bütüncül yaklaşım sergileyen antropolojiyi yeni yeni tanımaya başladım. Her şey ırkçı lakırdılara tanık olurken gelişti ve keşfetmem için ilk adımı atmıştım. Antropoloji neydi? Neden böyle bir bilim dalı ortaya çıktı? Hem sosyal bilimlerle hem de bazı fen bilimleriyle bağlantılı olmasındaki sır neydi? Homo sapiens? Neandertal? Lascaux mağarası? Bütün bunlar ne? Kafamdaki soru işaretlerine cevap ararken, araştırmalar yapa yapa yenilerine de yer vermek zorunda kaldım çünkü gerçekten iyi bir bilgi birikimi sağlayabilmek için bu gerekli. Misal ana hatlarıyla Carl Linnaeus ve John Ray’in çalışmaları ışığında filogenetik sınıflandırmaya hakim olmadan Australopithecus afarensis’i, Australopithecus africanus’u, Homo Erectus’u, Homo Neanderthalensis’i ve Homo Sapiens’i birbirinden ayırmakta -yani sınıflandırırken- oldukça zorlanırdık. Bu sadece bir örnek, birbirini tamamlayan kavramlar haliyle çok. Antropoloji serüvenim böyle başlamıştı. Kaynak kitap ararken büyük sıkıntılar çektim, çoğu ingilizce malesef. Türkçe kaynaklar da sınırlı haliyle. Herhangi bir plartformda edindiğim bilgileri derleyip, notlar halinde buyük bir itina ile paylaşmayı düşünüyorum. İyi içerik üretmek için uğraşacak olmam bile sevindiriyor beni... Kitabı okurken zorlandığım noktalar oldu, işin sosyal kısmını idrak etmekte zorlandım. Bu tamamiyle bilgi birikimimle alakalı bir durum. Misal hastalıkları, türleri ve insanın evrimsel sürecini kavrayabilmem için biyolojiye hakim olmak gerekiyor. Ana hatlarıyla genelden özele doğru gidildikçe de anatomi, fizyoloji, osteoloji konusunda bilgi sahibi olmak da son derece önemli. Fen bilgimle ‘biyolojik antropoloji’ kısmında zorlanmadım. Antropolojiyi merak edenlere, giriş adı altında okumak
Bilim
50 Soruda AntropolojiSibel Özbudun · Bilim ve Gelecek Kitaplığı · 2012133 okunma