Heyecanlar, evrimlerinin ilk dönemini yaşayan fikirlerden başka bir şey değildir; yüreğin gençliğinden gelme armağanlardır onlar; bütün hayatı boyunca onların etkisinde kalacağını sananlarsa budalalardır. Durgun ırmakların çoğu gürül gürül bir çağlayan olarak başlar, ama hiçbiri coşup köpürerek denize ulaşamaz. Ama bu durgunluk, çoğu kere, gizli bir gücün belirtisidir; duygularla düşüncelerin coşkunluğu ve derinliği çılgınlıklara izin vermez; ruh, ister acı çekerken, ister sevinç duyarken olsun, kendisiyle kesin bir hesaplaşmaya gider ve her şeyin böyle çözümlenmesi gerektiğine inanır; bilir ki, fırtınalar olmasaydı, güneşin sürekli sıcaklığı gücünü kuruturdu; böylece hayatının temellerine iner ve kendi kendini bir çocuk gibi okşar ya da azarlar. Kendini tanımanın yüceliğine erişmiş bir kişi tanrısal afeti değerlendirebilir yalnız.
Bir delikanlının, insanların davranışlarına ve duygularına arkasından baktığı pembe tüller yırtıldığı için en güzel umutlarını, düşlerini kaybetmesi çok üzücü; ama eski hayallerin yerini daha kalıcı, daha tatlı hayaller de alabilir. Gelin görün ki, insan Maksim Maksimiç'in yaşında olunca eski hayalleri yeni hayallerle değiştiremiyor. Kalp katılaşıyor, ruh kendi üstüne kapanıyor.