Puan vermedi·400 syf.··
2026 21. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:10
#okudumbitti Maggie O'Farrell'in Evlilik Portresi adlı romanını bitirdim. Lucrezia'nın en çok beni etkileyen özelliği hem güçlü hem de pasif olmasıydı. Sarayın ona yüklediği görevleri yerine getirmek zorundaydı ve o kadar kalabalığın içinde aslında yapayalnızdı. Çok yalnız bir prenses, çok yalnız bir kadındı. Roman, saray evliliklerinin aşk ve sevgi üzerine değil; güç, çıkar ve hâkimiyet üzerine kurulduğunu gösteriyordu. Bu yönüyle beni oldukça düşündürdü. Kitaptaki en gerilimli bölüm Lucrezia'nın boğulma sahnesiydi. O bölümü okurken gerçekten çok etkilendim. Lucrezia'nın yerinde olsaydım büyük ihtimalle onun gibi davranırdım. Çünkü içinde bulunduğu koşullarda kendi kararlarını vermesi kolay değildi. Bir prenses olarak ondan beklenenleri yerine getirmesi gerekiyordu. Tarihsel bir karakter olmasına rağmen Lucrezia bana son derece gerçek geldi. Duygularını, korkularını ve yalnızlığını hissedebildim. Romanda en çok dikkatimi çeken sembol evlilik portresiydi. Bu portre bana sadece bir resmi değil, Lucrezia'nın gerçek kimliği ile insanların onda görmek istediği kişi arasındaki farkı da düşündürdü. Kitap, kadınların tarih boyunca yaşadığı bazı zorlukların hiç değişmediğini gösterdi. Aradan yüzyıllar geçmiş olsa da bazı mücadelelerin hâlâ devam ettiğini görmek üzücüydü. Bence Lucrezia'nın asıl mücadelesi hayatta kalmak değil, kendi kimliğini korumaktı. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim baskın duygu ise üzüntü oldu. Çünkü Lucrezia'nın hikâyesi bana çok gerçek geldi. Onun yalnızlığına, çaresizliğine ve elinden alınan seçim hakkına üzülmeden edemedim.
Evlilik PortresiMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20231,501 okunma
Mutsuzluğa dair
7/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 16:05
Modern dünya bize sürekli "mutlu olma" sorumluluğu yüklerken, kitap bu dayatmaya bir başkaldırıyla yaklaşır. Eser, mutsuzluğu bir zayıflık ya da kaçılması gereken bir hastalık olarak değil; insanın varoluşsal bir gerçeği, ruhun en dürüst çıplaklığı olarak masaya yatırıyor. Okuru sahte bir teselliyle avutmak yerine, acının kalbine doğru cesur bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın güzel yanı, hüznü acı ve kederi dramatize etmeden, onun sarsıcı gerçekliğini ortaya koyabilmesi. Yazar, bireyin iç dünyasındaki o tanıdık ama kelimelere dökülmesi zor olan boşluğu ilmek ilmek işlemiş. Sayfaları çevirirken hissettiğiniz şey yıkıcı bir depresyondan ziyade, derin bir anlaşılma hissi. Kitap size, "Yalnız değilsin, bu karanlık da insana dair," diye fısıldıyor. "İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki, onu ayakta tutan şey umutları değil, mutsuzluğuna duyduğu o tuhaf ve sadık aidiyettir." Neden okumalıyız? Bu eseri şahane kılan şey, okuyup bitirdiğinizde içinizde bıraktığı hafifleme duygusu. Kitap, mutsuzluğun da tıpkı coşku gibi, insanı dönüştüren, derinleştiren ve olgunlaştıran bir yakıt olduğunu söylüyor. Sonuç olarak yazarın ifadeleri gerçek dünya ile çok uyuşmasada mutsuzluğun kaçılması gereken bir canavar olmadığını anlatması açısından okunmaya değer. Boris Cyrulnik
İnceleme
Şahane Bir MutsuzlukBoris Cyrulnik · Monografi Yayınları · 2023108 okunma
Reklam
Herkes sadıktır ama kime? Ve herkes ihanet eder ama kime?
9/10
·528 syf.··
2026 20. kitabı
Abum Rabum, ilk bakışta tarihî bir roman gibi görünse de benim için daha çok insanın vicdanıyla yaptığı pazarlığın hikâyesiydi. İskender Pala bu kitapta yalnızca bir dönemi anlatmıyor; inanç, sadakat, güç ve ihanet gibi kavramların insan hayatında nasıl iç içe geçtiğini de gösteriyor. Tarihin büyük olaylarının arkasında yine insanın zaafları, korkuları ve tercihleri olduğunu hatırlatıyor. Kitap boyunca dikkatimi çeken şey, karakterlerin siyah ve beyaz kadar net çizgilerle ayrılmaması oldu. İnsan bazen doğru olduğunu düşündüğü şey için yanlış yapabiliyor, bazen de yanlış görünen bir tercihin arkasında anlaşılabilir sebepler bulunabiliyor. Bu da hikâyeyi benim için daha gerçek kıldı. İskender Pala’nın tarihî ayrıntıları romana yedirme biçimini bu kitapta da sevdim. Bilgi vermeye çalışırken hikâyeyi boğmuyor. Olayların arasında ilerlerken dönemin atmosferi kendiliğinden hissediliyor. Abum Rabum’u okurken en çok düşündüğüm şey ise insanların neye sadık kaldığıydı. İnançlarına mı, sevdiklerine mi, çıkarlarına mı, yoksa vicdanlarına mı? Bazı insanlar hayatlarını doğru bildikleri şey uğruna değiştirir. Bazıları ise doğru bildikleri şeyi hayatlarına göre değiştirir. Bu kitap bana biraz da bunu düşündürdü.
Abum Rabumİskender Pala · Kapı Yayınları · 201812,3bin okunma
10/10
·724 syf.··
2026 11. kitabı
Tutunamamak.” Yani toplumun kurallarına, insanların beklentilerine, sıradan yaşama uyum sağlayamamak. Selim Işık bunun en güçlü temsilidir. Temalar: Yabancılaşma: Selim, dünyaya ait hissedemeyen bir karakterdir. Kimlik arayışı: Turgut’un yolculuğu, “Ben kimim?” sorusuna dönüşür. Toplum eleştirisi: Sistem, insanlar ve sahte ilişkiler sert şekilde eleştirilir. Yalnızlık: Kitabın her satırında hissedilir. Neden bu kadar güçlü bir kitap? Dili çok katmanlıdır; ironi, mizah ve acı iç içedir. Her okunuşta başka bir anlam çıkar. Karakterler gerçek gibi gelir; özellikle Selim Işık birçok okurun içinde bir yere dokunur. Modern insanın iç çatışmasını çok iyi anlatır. Zorlayıcı tarafları: ✘ Uzun ve yoğun bir romandır. ✘ Bilinç akışı tekniği yüzünden bazen yorabilir. ✘ Hızlı okunacak bir kitap değildir; sindirmek gerekir. Kitabın özeti gibi tek bir cümle kurmak gerekirse: “Tutunamayanlar, hayata uyum sağlayamayanların sessiz çığlığıdır.” Bu kitap genelde insanı şu soruyla baş başa bırakır: “Sorun gerçekten bende mi, yoksa ait olmaya çalıştığım yerde mi?” Ve belki de bu yüzden bu kadar unutulmazdır.
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
9/10
·192 syf.··
2026 14. kitabı
fikir şu: Her insanın hayatta ulaşması gereken bir amacı vardır. Cesaret: Santiago’nun sürekli konfor alanını bırakması, risk almadan büyümenin zor olduğunu gösterir. İşaretler: Coelho, evrenin insanlara işaret gönderdiği fikrini sıkça işler. Aşk ve özgürlük: Fatima ile ilişkisi, gerçek sevginin engel değil destek olduğunu gösterir. Kitabın güçlü yanları: Akıcı ve sade dili var. Altı çizilecek çok fazla cümle içeriyor. Her yaşta farklı anlamlar çıkarılabiliyor. Umut ve arayış duygusunu güçlü veriyor. Eleştirilebilecek yanları: ✘ Bazı okurlar için fazla “mistik” gelebilir. ✘ Olay örgüsü basit bulunabilir. ✘ Bazı mesajları fazla doğrudan. Benim genel değerlendirmem: Simyacı, özellikle hayatında bir şeyleri sorguladığın dönemlerde farklı hissettiren bir kitap. Sana “aradığın şey gerçekten dışarıda mı, yoksa zaten içinde mi?” sorusunu bırakıyor. Özellikle senin sevdiğin gizemli ve derin alıntı havasına da yakın bir kitap.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,7bin okunma
Puan vermedi·373 syf.·
2026 25. kitabı
Kitabın ne kadar derin olduğunu tahmin ediyordum. Anlaşılması açısından zaman zaman zorlasa da verdiğim her bir vakte değen müthiş bir eserdi. Şems-i Tebrîzî'nin değişik meclislerdeki konuşmaları, Mevlana ile sohbetleri, kendine sorulan soruları içeriyor. Mecliste bulunanlar tarafından not alındığı için kopukluklar var. Hatta kimi zaman konuşanın kim olduğunu anlamak zorlaşıyor. Tebrîzî'nin diline aşina olmayanlar başta daha çok zorlanabilir ama okudukça anlaşılması da artıyor. (Başka çevirilerine de bakmak lazım.) Bazı yerleri tam anlayamadım. Bazı yerlerde de Şems'in kendini çok fazla övdüğü intibaı oluştu. Fakat bu izlenim doğru olmayacak kadar eserin geneline tevazu hâkimdi. Normalde Mevlana'nın şeyhi olduğu halde onu kendinden daha üstün ve faziletli görüyor. Hatta "Mevlana Allah dostu ben dostun dostuyum" diyor. Şems-i Tebrîzî sivri dilli bir zât. Her ne kadar tüm içindekileri aşikâr etmiyorum dese de bu söyledikleri bile bir çok kişiyi rahatsız etmeye, farklı anlaşılmaya sebep olabiliyor. Bizi seven bizi doğru anlar gibi bir yer vardı yanılmıyorsam, demek ki kalple dinlemek lazım tam anlamak için. Tebrizli'yi gerçekten tanımak isteyenler için okunmazsa olmayacak bir kitap. Eğer ruhun derinliklerine doğru samimi, maskesiz ve gerçek bir yüzleşmeye cesaretiniz varsa, görüneni değil manayı arıyorsanız, Makâlât'ı okumalısınız. Şems’in o insanın içine işleyen sözlerinden biriyle bitireyim: "Dünyadaki bütün kütüphaneleri, kitapları yaksanız, kalbi uyanık olan bir tek insanı yakamazsınız. Çünkü asıl yazı kalbe yazılmıştır."
MakâlâtŞems-i Tebrizî · Ataç Yayınları · 2009624 okunma
Reklam
Reklam