OKUR YAZAR MUHAMMED
Müslümanlara ısrarla öğretilen anlatıya göre Muhammed, okuma-yazma bilmeyen, cahiliye dönemi Arap toplumunun görüşlerinden, kültüründen ve bilimsel birikiminden tamamen bihaber, ümmî bir çoban ve tüccardı. Bu iddia, Kur’an’ın ilahî bir mucize olduğunu kanıtlamak için kullanılır: “Okuma-yazma bilmeyen bir adam nasıl olur da böyle bir kitap getirir?”
Ancak tarihî gerçekler bu resmi tabloyu ciddi şekilde sorgulatır. Muhammed, Mekke’nin önde gelen tüccarlarından Hatice’nin kervanlarını yönetmiş, Şam ve Suriye gibi Bizans ve Hristiyan kültürünün yoğun olduğu bölgelere defalarca seferler yapmıştır. Kültürel etkileşimin, Yahudi, Hristiyan, Zerdüştlük ve pagan geleneklerin bolca bulunduğu bir ortamda yıllarca ticaret yapmış, insanlarla yoğun diyalog kurmuştur. Bu süreçte dönemin hâkim fikirlerini, efsanelerini, bilimsel ve dinî bilgilerini yakından tanıma fırsatı bulmuştur.
Kur’an’da yer alan birçok unsur – yaratılış kıssaları, önceki peygamberlerin hikâyeleri, cennet-cehennem tasvirleri, hatta bazı bilimsel iddialar – o dönemde Arap Yarımadası’nda ve çevresinde zaten bilinen, Yahudi-Hristiyan kaynaklarında veya halk anlatılarında dolaşan bilgilerdir. Bunların Kur’an’a aktarılması, metnin ilahî bir kökenini değil, aksine dönemin kültürel birikiminin bir sentezini işaret eder.