Puan vermedi·136 syf.··
2026 11. kitabı
Askerlik vazifemi ifa ederken okumaya başladığım 10. kitap olduğunu belirterek inceleme yazıma başlamak istiyorum. Eser Gorki'nin klasik ve kült eserlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Eserde tipik bir Rus (köylü, işçi) ailesi ele alınmaktadır. Bu aile üzerinden de o döneme ait; politik siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal ve sınıfsal eleştiriler dile getirilmektedir. Eserde alt ve orta sınıfın herhangi bir yaşam amacı olmadığı (boş beleş, karın tokluğuna çalıştığı); üst sınıfın ise altta olanlar üzerinden mirasına miras, zenginliğine zenginlik kattığı dile getirilmektedir. EFENDİ ve KÖLE vurgusu yapılmaktadır. Bu durumun sebebi olarak ise iki olgu öne çıkmaktadır. (Din ve Çar). Bu kavramlar üzerinden de insanların cahil bırakıldığına dikkat çekilmektedir. Cahil kalan insanların da yaşamlarına önem vermedikleri sadece (yeme, içme, sıçma, çalışma) döngüsünde oldukları vurgulanmaktadır. Misal Ana ve kocası. Bunun dışında eserde (çalışma şartları-alınan maaş dengesizliği, aktivite ve sosyal hayat eksikliği, din istismarı, tekdüzelik, cehaletin getirdiği davranış bozuklukları) vs. gibi birçok temaya değinilmiştir. Bu durumların anca gerçeği algılama ve kavrama ile atlatılacağı vurgulanmıştır. Bu aydınlanmanın ise ancak ve ancak sosyalizm ile olacağı anlatılmaya çalışılmıştır. Lakin eserin küçük bir kısmında sosyalizminde yeni bir adaletsizlik oluşturacağına dikkat çekilmiş ve aynen belirtilen gibi olmuştur. Gerçekler net, çözümler ise değişken. Misal sosyalizm teoride uygulanabilir duruyor ama pratikte ortaya (gürcü hıyarı stalin, ukrayna domuzu krusçev) çıkıyor ve batırıyor. Önemli olan Thomas Moore abimin de dediği gibi kendi gerçekliğimizin Ütopyasını oluşturabilmek. Her dönem Paveller ve Analar olacak; onun dışında Katarina ve Aleksander'lar da olacak mesele
GorkiNina Goorfinkel · Kaynak Yayınları · 19929 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 22. kitabı
"Çoğu zaman bazı şeyler tekrarlansın istenir; kaçan bir anı yeniden yaşamak, eksik kalmış bir hareket ya da ağızdan çıkmamış bir söze geri dönmek istenir; boğazda düğümlenip kalan sesler, cesaret edilemeyen okşamalar, sonsuza kadar kaybolan o göğüs sıkışması yeniden yakalanmaya çalışılır." "Çalışma olmadan yetenek bir hiçtir." " işin aslı, acıdan başka bir şey yok ve bizler, yakında yok olacağımızı yabancı kollarda unutmaya çalışıyoruz." #ayselbora çevirisiyle okuduğum #savaşlarıkrallarıvefillerianlatonlara bir süredir masamda anlatılmayı bekleyenlerden... Buzlu bir camın ardından okumadım da izledim gibi bir hisle kapattım kitabın kapağını çünkü. Ne desem eksik kalacak gibi his var içimde. 16.yy'ın ilk çeyreğinde Sultan II.Bayezid'in Haliç üzerine yapılacak köprü projesi için Da Vinci yerine heyketraş Michelangelo'yu tercih edilmesi ile başlar benim de zihin şenliğim. Zira tarihi gerçekler (ya da gerçekliği varsayılan) üzerinden ilerleyen kurgular en sevdiğim. Papa II. Julius ile de problem yaşayan Michelangelo Italya'dan Osmanlı başkentine rönesans esintisiyle gelir. Yazar #mathiasenard tercüman Manuel ve şair Mesihi üzerinden kurgunun rotasını edebiyata çevirir... Aşk ve meşk de süzülmeye başlarken kitaptan imbik misali bizler de devrin İstanbul'unda adımlıyoruz satırlar aracılığıyla. Zaman geliyor entrikalardan hayıflanıyoruz. Rivayetler #Michelangelo 'nun gelmediği yönünde ki zaten yazar da kitabın sonundaki notlar kısmında açıklıyor gerçeklik taşıyan kısımları. Köprü Haliç'in iki yanını birleştirme amacı taşıyor ama gönlümde Avrupa ve Osmanlı diyalogu olarak gelişti olaylar. #tavsiyekitap
Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat OnlaraMathias Enard · Can Yayınları · 2024955 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kanıt Nerede? Anlatı Var, Bilim Yok.
6/10
·160 syf.··
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 23:20
Jack London, Ademden Önce adlı eserinde insanlığın ilkel dönemlerine dair oldukça çarpıcı ve sürükleyici bir anlatı kuruyor. Doğa tasvirleri, hayatta kalma mücadelesi ve ilkel insanın psikolojisine dair verdiği örnekler gerçekten etkileyici. Okuyucuya adeta insanlığın en eski korkularını, reflekslerini ve içgüdülerini yaşatmayı başarıyor. Bu yönüyle eser güçlü, hatta yer yer sarsıcı. Fakat mesele derinleşmeye başladığında işler o kadar da sağlam ilerlemiyor. Yazar, insan doğasının büyük ölçüde değişmediğini göstermek isterken, meseleyi neredeyse tamamen biyolojik içgüdülere indirgemeye başlıyor. İnsan davranışlarını açıklarken sosyal, kültürel ve tarihsel gelişimi geri plana itmesi ciddi bir problem. Her şeyi “atalardan gelen korkular” ve “ilkel refleksler” üzerinden açıklamak, insanı fazlasıyla indirgemeci bir bakışa mahkûm ediyor. Bu yaklaşım bir yere kadar ikna edici; ama sonrasında tekrar etmeye başlıyor. Dahası, eserde kurulan anlatı bilimsel bir temele dayanıyormuş gibi sunulsa da, aslında büyük ölçüde spekülasyondan ibaret. Yazarın tarih öncesi insan yaşamına dair verdiği birçok detay, kesinlikten ziyade hayal gücüne dayanıyor. Buna rağmen anlatım tarzı o kadar kendinden emin ki, okuyucuya sanki tartışmasız gerçekler sunuluyormuş hissi veriliyor. Hani bilim? Hani kanıt? Nerede bu kesinlik? Bir diğer mesele de karakterler. Eserdeki figürler birer birey olmaktan çok, belli fikirleri temsil eden araçlara dönüşüyor. Korku, güç, hayatta kalma… Hepsi var ama derinlik yok. Okuyucu karakterlerle bağ kurmakta zorlanıyor çünkü ortada gerçekten “insan” yok; daha çok birer sembol var. Yazarın doğa anlatımı güçlü evet, ama bu da zamanla tekdüzeleşiyor. Sürekli aynı gerilim: kaç, saklan, hayatta kal. Bir noktadan sonra bu tekrar hissi okuma deneyimini zayıflatıyor.
Edebiyat
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526bin okunma
Anlamsızlığın Sistemi
Puan vermedi·416 syf.·
2026 11. kitabı
Bullshit Jobs sana bir şey öğretmeye çalışmıyor. Zaten bildiğin bir şeyi, inkâr edemeyeceğin kadar net bir şekilde yüzüne vuruyor. David Graeber’ın yaptığı şey aslında çok basit: Herkesin içinden geçirdiği ama dile getirmediği o cümleyi alıp sistematik hâle getiriyor: “Benim yaptığım işin hiçbir anlamı yok.” Ve bunu bireysel bir kriz olmaktan çıkarıp, kolektif bir yapısal soruna dönüştürüyor. Çünkü mesele insanların tembel olması değil. Mesele, sistemin anlamsızlığı üretmesi. Modern çalışma düzeni sana şunu satıyor: Eğer meşgulsen değerlisin. Oysa Graeber şunu söylüyor: Meşgul olman, yaptığın şeyin gerekli olduğu anlamına gelmez.Hatta çoğu zaman tam tersi. “Tırışkadan işler” dediği şey, aslında sadece saçma meslekler değil.Bir tür varoluşsal çürüme. İnsanlar sabah kalkıp işe gidiyor, gün boyu hiçbir şeye dokunmadan, hiçbir şeyi değiştirmeden vakit geçiriyor ve akşam eve dönüyor. Ve en kötüsü şu: Bunun farkındalar. Ama yine de devam ediyorlar. Çünkü sistem sana iki seçenek sunuyor: Ya anlamsız bir işte kalırsın ya da tamamen dışarda kalırsın. Bu bir ekonomik problem değil sadece. Bu, doğrudan bir anlam problemi. Kitabın rahatsız edici tarafı da burada başlıyor. Çünkü okurken bir noktada şu soruya geliyorsun:
Tırışkadan İşlerDavid Graeber · Everest Yayınları · 2021131 okunma
5/10
·104 syf.··
2026 4. kitabı
Jack London, 1910 yılında kaleme aldığı "Cehennem Canavarı" adlı novellasıyla karşımızda... Pek çok konuda yazabilen, algısı ve dünya için perspektifi büyük bir isim Jack London; bu özelliğini Cehennem Canavarı'nda da bize göstermekten çekinmiyor. Bu eserinde boksa yönelmiş görüyoruz onu... Ana kurgusuna genç bir boksörü oturturken, kurgusunun altında dünyadaki boks sektörünü derinlemesine inceliyor. Sektörde maç başına kazanılan paralar, sporun içine nüksetmiş bahis mafyası ve şike gibi günümüzde bile halen problem olan önemli konulara değiniyor. Bu konularda kalemini asla sakınmayan Jack London, okura boks sporunun baştan aşağı nasıl çürüdüğünü aktarıyor. Eleştirileri ve görüşleriyle değerli bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Yalnızca, kurgudaki aksaklıklar ve konunun gereksiz hızlandırılışı negatif anlamda dikkatimi çekti. Yani kitabın ortaklarından itibaren karakterin yaşadıkları kopuk kopuk ve hızlı ilerliyor. Gelişme ve sonuç bölümleri arasındaki geçiş ve bitiriliş oldukça hızlı. Bir acelecilik hakim! Bu da diğer eserlerine göre üslup açısından farklı bir Jack London doğuruyor gözümde! Profesyonel basketbolcuların menajerliğini yapan Sam Stubener, bir gün bir mektup alır. Bu mektubu eski ünlü bir boksör yazmıştır ve oğlunun şimdiye kadar görülmemiş iyi bir boksör olduğunu ve onu kendisinin yetiştirdiğini anlatır. Sam, durumu merak eder ve hemen gençle tanışmaya gider. Gördüklerinden etkilenir ve Pat Glendon'un menajerliğini yapmaya başlar. Genç boksör, ilk maçını tek yumrukta kazanarak dikkat çekmeye başlar. İkinci ve üçüncü maçlarında da rakiplerini tek yumrukta nakavt eder. Pat rakibini her zaman saniyeler içinde indirmeye hazırdır ancak menajeri onun seyirciyi ve seyir zevkini de düşünmesini öğütler. Uçan Hollandalı'yı on beş rauntta nakavt ederek büyük sükse
Edebiyat
Cehennem CanavarıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20261,709 okunma
Aşırı Abartılmış Bir Tarihsel Roman
Puan vermedi·320 syf.··
2025 5. kitabı
Bana göre Semerkand, gereğinden fazla övülmüş bir romandır. Edebi olarak akıcı olabilir ama tarihsel olarak ciddi biçimde sorunlu bir romandır. Taraflı, ideolojik ve yer yer küçümseyici bir anlatı sunmaktadır. Özellikle Selçuklu tarihi ve Türk kimliği konusunda ciddi bir önyargı barındırır. Dört bölümden oluşan eserde ilk iki bölümde Ömer Hayyam ve dönemi, son iki bölümde ise Hayyam’ın Rubailer’ini arayan Amerikalı bir karakter üzerinden İran’ın yakın tarihi anlatılır. Kitap akıcıdır; özellikle ilk bölümler hızlı ilerler. Ancak asıl problem, yazarın tarih anlatımındaki açık taraflılığıdır. Selçuklular, Alparslan ve özellikle Melikşah, tarihsel gerçeklerle bağdaşmayacak şekilde vasıfsız, iradesiz ve küçültücü bir dille sunulmuştur. Selçuklu Devleti’ni en geniş sınırlarına ulaştırmış Sultan Melikşah’ın bu şekilde tasvir edilmesi, eleştirinin ötesinde açık bir tarihsel çarpıtmadır. Yazarın tarih anlatımındaki açık taraflılığı ve özellikle Türkler hakkındaki olumsuz yaklaşımları. Açıkça fark ediliyor ki, eleştiri sınırlarını aşan, bariz bir aşağılama içermektedir. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise İran’ın yakın tarihi anlatılırken bu kez Amerikayı idealize ettiği açıkça görülüyor. Amerika net biçimde olumlu bir konuma yerleştirilmiş. Yazarın ideolojik tercihi anlatıya açıkça yansımaktadır. Bu tür anlatımlar masum gibi görülebilir; ancak okurun bilinçaltına işleyen bir etki oluşturur. Semerkand bir tarih kitabı değildir; ancak bir tarihsel romandır. Buna rağmen tarihsel kişiliklerin bu denli çarpıtılması, özellikle araştırma yapmayan okurlar için yanıltıcıdır. Bazı incelemelerde, romanda yer alan yanlış ya da tartışmalı bilgilerin birçok okuyucu tarafından doğru kabul edildiğini farkettim. Maalesef toplum olarak araştırma alışkanlığımız zayıf. Birçok okur Selçukluları,
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,8bin okunma