Puan vermedi·215 syf.·
2026 27. kitabı
Frank Furedi'nin 2004'te kaleme aldığı, Türkçeye 2010'da Erkan Koca çevirisiyle kazandırılan bu kitap, ilk bakışta bir nostalji metnine benziyor: "nerede o eski entelektüeller?" sorusunu sorduğunda, çoğu okur kapağı kapatmadan önce gözünü deviriyor olabilir. Çünkü bu soruyu soran her kalem, biraz da geçmişin kült figürlerine sığınan, yenilenle başa çıkamamış birinin sızlanması gibi gelir kulağa. Furedi bu tuzağa kısmen düşer; ama düştüğü yerden çıkardığı tespitler, bu coğrafyada sızlanmayı hak edecek kadar haklıdır. Kitabın belkemiği tek bir kavram: philistinizm. Furedi'nin Schopenhauer'den ödünç aldığı bu terim, "zihinsel ihtiyacı olmayan insan"ı tarif eder. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, mevki ve şöhret kovalamayı bilen ama düşünceyi kendi başına bir zevk olarak tanımayan, hatta düşünmenin kendisini "zaman kaybı" sayan tipoloji. Bir zamanlar bu sözcük üniversite çevrelerinde sıradan halkı tanımlamak için kullanılırdı; Furedi'nin tezi şu: artık üniversitenin kendisi philistinleşmiştir. Çürümenin alttan değil üstten geldiği bir çağdayız. Kitap altı bölümde altı yara açar. Aklın değer kaybı: Aydınlanma'nın iddiası — "akıl evrenseldir, hakikat bulunabilirdir, bilgi özgürleştirir" — postmodern relativizm tarafından aşındırılmıştır. Hakikat artık çoğul, görelidir; herkesin gerçeği kendinedir; bu cümle bir özgürleşme gibi başlamış, bir teslimiyetle bitmiştir.Önemsiz görülen arayışlar: Bilgi salt bilgi olarak değer taşımaz olmuştur; her cümlenin altına bir "ne işe yarayacak?" sorusu konmuştur. Einstein'ın "gerçeğin arayışında olmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir" cümlesi artık duvar süsüdür; uygulanmaz.İçeriğin yokolması: Üniversite işletmeye, akademisyen profesyonele, ders pakete dönüşmüştür. Edward Said'in kitapta alıntılanan tespiti sertir: profesyonel, "kayığı
Nereye Gitti Bu Entelektüeller?Frank Furedi · Birleşik Kitabevi · 201062 okunma
9/10
·320 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 22:51
Bir gün, her zamanki sabah koşunuzdan eve dönüyorsunuz ve birdenbire siz, siz olmaktan çıkıyorsunuz… İşte bu kitap tam olarak böyle bir kâbusun içine sürüklüyor sizi. Eden, her zamanki sabah koşusundan döndüğünde anahtarı evin kapısını açmıyor. Kapıyı açan kişi ise kendisine çok benzeyen bir kadın. Daha da sarsıcı olanı, kocasının bu kadını karısı olarak tanıtması. Peki Eden gerçekten akıl sağlığını mı kaybediyor, yoksa biri onun hayatını elinden almaya mı çalışıyor? Tam bu noktada Birdy’nin hikâyesi devreye giriyor. Köpeğiyle sakin bir hayat süren Birdy, ciddi bir hastalıkla mücadele ederken kendisine kalan beklenmedik bir miras sayesinde geçmişin kapılarını aralamak zorunda kalıyor. İki farklı hikâye, birbirine ustalıkla bağlanan sırlar ve son sayfaya kadar düşmeyen bir tempo… Kim doğruyu söylüyor? Kim yalan söylüyor? Ve en önemlisi, gerçekte ne yaşandı? Yazarın akıcı kalemi ve başarılı kurgusu sayesinde kitap elinizden düşmüyor. Özellikle son bölümlerde ardı ardına gelen ters köşeler beni fazlasıyla etkiledi. Okurken sürekli bir film izliyormuş hissine kapıldım. Hatta sinemaya uyarlansa büyük ilgi göreceğini düşünüyorum. Polisiye ve psikolojik gerilim seviyorsanız bu kitap tam size göre. Gizemini son ana kadar koruyan, merak duygusunu hiç kaybetmeyen sürükleyici bir okuma deneyimi sunuyor. Güçlü konusu, yüksek temposu ve merak duygusunu sürekli canlı tutan kurgusuyla son dönemde okuduğum en başarılı gerilim romanlarından biri oldu. Küçük bir uyarı: Polisiye ve gerilim türüne çok alışık değilseniz, bazı bölümler ilk başta biraz karmaşık gelebilir. Şimdiden keyifli okumalar. Alice Feeney Kocamın Karısı
Alıntı
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 2026119 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·468 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 21:14
Merhaba arkadaşlar. İki Yıl Okul Tatili, yine çocukluğumuza dair Jules Verne klasikleri arasında yerini alsa da 2020 Covid dönemi sonrasını yaşayanlar için aslında sadece bir macera kitabı değil, yazarın neredeyse bunu da tahmin eder gibi kaleme aldığı eserlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Sonuç olarak ana fikrimiz çocukların hep beraber bir hayatta kalma savaşı olarak karşımıza çıkarken son yıllarda bütün insanlığın hastalık ve savaşlardan sonra hayatta kalma çabalarına baktığımızda bu kitabın etkisi şimdi çok daha farklı oluyor. Ufak bir not eklersek, batının çocuklarının rahat yaşaması için doğunun çocuklarının ölmeye devam etmeleri de bu çabaya dahil ve batının çocukları o yüzden bu çıkarıma asla dahil değiller. İki Yıl Okul Tatili kitabını incelediğimizde, bir kişinin hatası bin kişinin savaşı nasıl oluyor derseniz işte bunu söyleyerek başlayabiliriz. 1888 yılına uzandığımız bu hikaye bizlere Chairman yatılı okulundaki bir grup çocuğun Yeni Zelanda’da Auckland’da içki içmek amacıyla çıktıklarını ama sonra gemilerinin halatının koptuğunu, kaybolmasını ve bir adaya düştükten sonraki mücadelesini anlatıyor. Jules Verne için zaten mekan olarak bir ‘Ada’ verin ve ortaya nasıl ürünler sunabileceğini görün desek yeridir. Hiçbir yetişkin olmadan 15 çocuğun neler yapabileceğini göstermeye çalışması da hikaye için incelenecek ayrı bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Burada yetişkinlere yönelik bir eleştiri mi yoksa onlara duyulan bir ihtiyaç mesajı mı verildi derseniz, bunun cevabını sadece kitabı okuyanlar bilsinler diyeceğiz. Sloughi’nin Pasifik’te fırtınaya yakalanması ve parçalanması, çocuklarının bir adaya düşmesi sonrası ise hikaye başlar. Ama şu noktaya çok hayran oldum ki, çocuklar öncelikle hayatta kalmaları gerektiğinin bilincindeler. Yani öyle önüne
İki Yıl Okul TatiliJules Verne · Alfa Yayınları · 20195,8bin okunma
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 67. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:00
Yazar önceki kitabında olduğu gibi bu kitabında da psikiyatr ile diyaloglarını aktarmış. Farkı ise yazar, artık birçok şeyin farkına varmaya başlamıştır. Artık iyileşmek istediğini ve iyileşmeye başladığını dile getirmiştir. Yazar gerçekte zatüreden dolayı ölmüş. Ölmedenm önce psikiyatr ile diyaloglarını 2 serilik kitap haline getirmiş. Bence okunması gereken kitap. Puanım 9/10.
Ölmek İstiyorum ama Hâlâ Tteokbokki Yemek İstiyorumBaek Sehee · Nova Kitap · 20251,302 okunma
Kadife Eldiven & Demir Yumruk
Puan vermedi·400 syf.··
2026 43. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 17:29
Bir insanın hayatının nasıl yavaş yavaş kendi elinden alınabileceğini gösteren sarsıcı bir roman. Görünürde ihtişamın, soyluluğun ve düzenin içinde ilerleyen olaylar; gerçekte bireyin kendi benliğini koruma çabasını anlatıyor. İnsan bazen demir parmaklıklarla değil, başkalarının onun adına çizdiği hayatla kuşatılıyor. Roman boyunca hissedilen şey yalnızca bir kadının korkusu değil; toplumun, geleneklerin ve gücün insan ruhu üzerindeki görünmez baskısı. Okurken, dışarıdan tamamlanmış görünen birçok hayatın içinde yarım kalmış insanlar olduğunu yeniden hatırlatıyor. Bazen en büyük trajedi ölmek değil, yaşarken kendi hayatının seyircisine dönüşmek hissini yaşatıyor. Gücün sevgiye, statünün kişiliğe, beklentilerin özgürlüğe nasıl dönüştüğünü okuyoruz.
Evlilik PortresiMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20231,511 okunma
Kalabalıklar İçindeki Yalnızlık: İnsan, Deniz ve Sait Faik
7/10
·134 syf.··
2026 5. kitabı
Yazıma Kopuş filminden bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Hepimiz aynıyız, hepimiz acı çekiyoruz ve hepimizin hayatında kaos var." Ancak biz bunu giderek unutmaya başladık. Her gün kaydırdığımız telefonlarımızda onlarca insanla karşılaşıyoruz; hepsini bir-iki saniyede yargılıyoruz, imreniyoruz veya idealize ediyoruz. Sistemin aynılaştırdığı insanlar artık bizim "normalimiz" haline geliyor. Onların —belki de hiçbir zaman sahip olamayacağımız— hayatlarının, evlerinin, arabalarının ve arkadaşlıklarının bizim içi de normal olmasınu arzuluyoruz. Normali ne kadar çok sevdiğimizi bilirsiniz: Normal bir ev, normal bir hayat, normal bir aile, normal ilişkiler... Nasıl olursa olsun, yeter ki "normal" olsun. Onlardan farklı olan bizler ise kendimizi yalnız, yetersiz ve dışlanmış hissediyoruz. Farklı olmak bizim için adeta bir suç haline geliyor; oysa herkesin de tıpkı bizim gibi kendine has bir farklılığı olduğunu unutuyoruz. Nurullah Ataç’ın da dediği gibi: "İnsanoğlu bencildir. Yalnız kendiyle ilgilenir, kendi kendiyle uğraşır. Başkalarının gerçeklerini kavrayamaz. Bildiğiniz bir kabuğun içine kapanır kalırız. Bu kabuğu dışarıya değmemizi, yani gerçekle temas etmemizi sağlayacak tek şey edebiyattır; gerçekçi edebiyattır." İşte tam burada, Türk edebiyatında normalin dışına çıkarak yazdığı hikâyeleriyle Sait Faik Abasıyanık karşımıza çıkıyor. O; bir elinde kalemi, bir elinde oltasıyla bizi bu "normallik" kıskacından kurtarmaya geliyor. Sait Faik, hiç kimsenin görmediği gizemli şeyleri yazmamıştır; o, herkesin gördüğü ama kimsenin üstüne düşünmediği sıradan şeyleri yazmıştır. Hayatlarımızın "küçük insanlarını" ve gözden kaçan ayrıntılarını gözler önüne sermiştir. Onun dünyasında büyük CEO'lar veya kusursuz influencer'lar yoktur; balıkçılar, işsizler, sokak satıcıları ve o meşhur
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma