Bildiklerimi, bildiğimi sandıklarımı, bilmek istediklerimi, bilmediklerimi ve hiç bilmemek için uğruna düzinelerce kama yarasını gözüm kapalı, elim bağlı, dilim kesik tercih edeceğim gerekçelerimi sunmak niyetindeyim.
Bu kaçıncı tren inanın saymadım. Gerçi sayamazdım insan bazen unutur saymayı. Hayatının her hangi bir anında saymayı unutursan bir daha nasıl bilebilirsin ki cevabı?
Her hareketimde bir vagon geride buluyorum kendimi. Her eylem geriye iter mi insanı? İtiyor. Bazen tutunmaya çalışıyorum oturduğum yere ama bu kez "Lütfen" diyorlar, yersiz inceliklere boğuyorlar, kötü olmana sebep olanlar tam karşılığını vereceğin anda beyaz bayrakları göndere çekip senden hoş görü istiyor.
Bazen deneysel eylemlerin bıraktığı hasarlara bakıyorum, ne çok şey denemişim çeyrek yaşımda. Üstelik hâlâ denemediklerim de var. Yarayı az bulmadım küstah değilim ama insan 'daha büyüğü olur mu' diye kendini deşmeden edemiyor.
Bazen hayat insanı Küçük Prens'ten alıntı yapmaya itiyor. Olmayan güle dayandırıyor tutkusunu. Oysa kırmızılar dilemek güle özgü bir şey değil unutuyorlar. Kan da isteyebilir insan vampir olmadan.
Sizin hiç evinizde deplasmanda gibi hissettiğiniz oldu mu? Dünyanın adım attığınız her metrekaresi "Sen kimsin yabancı?" diye fısıldıyor mu size de? Bana bağırıyor.