Elisabeth Badinter

Elisabeth Badinter

Yazar
6.5/10
2 Kişi
·
4
Okunma
·
1
Beğeni
·
372
Gösterim
Adı:
Elisabeth Badinter
Unvan:
Yazar, Felsefeci
Doğum:
Fransa, 5 Mart 1944
École polytechnique’te felsefe dersleri vermektedir. “Barış ve Şiddetsizlik Kültürü Onyılı İçin Fransız Koalisyonu” destek komitesinin üyesidir. 1980’de yayımlanan ve tartışmalara yol açan L’Amour en plus’de annelik sevgisinin bir içgüdü değil, toplumun yarattığı bir ürün olduğunu savunmuştur. Sonraki çalışmalarında ise cinsiyet farkına yapılan aşırı vurgunun kadınlar için yarattığı tehlikeleri ortaya koymuştur (L’un est l’autre, 1985 ve Qu’est-ce qu’une femme? 1989).
Cinsler arası ilişkide günümüzde meydana gelen gelişmeler bize o kadar önemli görünüyor ki, onu gerçek bir sıçramanın, bir mütasyonun başlangıcı gibi görmekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Bizce yaşanan, kadınlarla erkekler arasındaki iktidar ilişkilerini altüst etmekle kalmayıp her birinin "doğa"sını yeni baştan düşünmeyi zorunlu kılan kültürel bir mütasyondur. Dahası, önümüzde açılan bilimsel olanaklar, yarın,şimdiden zedelenmiş kimliklerimizi daha da sıkıntılı bir duruma sokmayacak mıdır? Ufukta beliren yapay anne ya da, neden olmasın,"gebe erkek" olasılıkları, kimilerinin "gerçekliğe karşı gelme" dedikleri makina-insan ve doğaya karşı gelme hayaletini diriltmiyecekmidir

Elisabeth Badinter Biri Ötekidir
Bugün en yaygın kabul gören tez istte budur. Herkes, cinsler arasındaki asimetrinin insan toplumunu tanımlayan özellik olduğu konusunda Levi - Stauss'la hemfikir. Simone de Beauvoir bile bu görüşün doğruluğuna ikna olduğunu söyler_ Ona göre kadının
altın çağı bir mitostan başka bir şey değildir. "Toplum her zaman eril oldu; siyasal iktidar hep erkeklerin elindeydi . Ataerkilliğin zaferi ne bir rastlantıydı ne de şiddetli bir devrimin sonucu_ İnsanlığın başlangıcından beri sahip oldukları biyolojik ayrıcalıklar
erkeklerin tek egemen özneler olarak ortaya çıkmalarına izin verdi.
İnsanlığın yarısının sessizliği hiçbir zaman iyiye yorulamaz.
Demek ki az çok yakın bir gelecekte erkeklerin onlara dayatılan değişmeye bir tepki vermelerini beklemek gerek. Bu tepki mutlaka kimlik sorunlarına nasıl bir çözüm bulabildikleriyle ilintili olacaktır.
Ben'e verilen mutlak değer Ötekine verilen göreli değerle el ele gider. Artık büyük tutkular devri kapandı. Nefret ve kıskançlık mahkum edilerek yerini acı çekmenin panzehiri ve kendine hakim olmanın göstergesi olan ilgisizliğe bıraktı.
Cinsler arası ilişkide günümüzde meydana gelen gelişmeler bize o kadar önemli görünüyor ki, onu gerçek bir sıçramanın, bir mütasyonun başlangıcı gibi görmekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Bizce yaşanan, kadınlarla erkekler arasındaki iktidar ilişkilerini altüst etmekle kalmayıp her birinin "doğa"sını yeni baştan düşünmeyi zorunlu kılan kültürel bir mütasyondur. Dahası, önümüzde açılan bilimsel olanaklar, yarın,şimdiden zedelenmiş kimliklerimizi daha da sıkıntılı bir duruma sokmayacak mıdır? Ufukta beliren yapay anne ya da, neden olmasın,"gebe erkek" olasılıkları, kimilerinin "gerçekliğe karşı gelme" dedikleri makina-insan ve doğaya karşı gelme hayaletini diriltmiyecekmidir
Çifte yön veren ya hep ya hiç politikasıdır: İki kişi arasındaki mükemmel birliği yakalamak için çift ilişkisinin süresini uzatabilecek uzlaşmalar yerine, yeni denemelere girişme yeğlenir. Eskiden süreyi uzatrna yönünde etkili olan toplumsal, ekonomik,
dinsel zorunlulukların çoğu ortadan kalktığı için, ikili yaşamımıza yön veren artık yalnızca yürek tir, sevgidir. Aşkın, sevginin geçiciliği konusunda kesin bir yargısı olan, dolayısıyla iki kişi arasındaki birliği böylesine çürük bir temele dayandırmayı reddeden klasik çağın tersine biz, mutlak önceliği varlığımızın en akıl dışı ve en değişken yanına veriyoruz. Burada da başka yerlerde olduğu gibi yazgımıza, son aşamada, "tutkularımız" değil, "nevrozlarımız yön veriyor. Bugün birini seviyoruz, yarındeğişiyoruz ve artık onu sevmez oluyoruz. Sonra yeniden başlıyoruz
Tam birilerinin rekabetin daha acımasız olacağı, daha az saldırgan bir dünya kurmak istedikleri sırada, ötekiler karşılarına tehlikeli birer rakip olarak çıkıyorlardı. Kadınlar artık yalnızca şefkat ve özveriden ibaret değildırler; aynı zamanda hırslı ve bencildiler de
Hepimiz savaçı Amazonlar ya da kocalarını öldürmüş Lemniyenlerle ilgili efsaneleri
biliriz. Ancak bu kuraldışı örnekler kadın/erkek ilikilerinin tarihsel
modelleri olmaktan cok, bastırılmış öfkeleri boşaltmaya yararlar.
Hepimiz savaçı Amazonlar ya da kocalarını öldürmüş Lemniyenlerle ilgili efsaneleri biliriz. Ancak bu kural dışı örnekler kadın/erkek ikililerinin tarihsel modelleri olmaktan cok, bastırılmış öfkeleri boşaltmaya yararlar.
Bugün en yaygın kabul gören tez istte budur. Herkes, cinsler
arasındaki asimetrinin insan toplumunu tanımlayan özellik olduğu konusunda Levi - Stauss'la hemfikir. Simone de Beauvoir bile bu görüşün doğruluğuna ikna olduğunu söyler_ Ona göre kadının altın çağı bir mitostan başka bir şey değildir. "Toplum her zaman eril oldu; siyasal iktidar hep erkeklerin elindeydi . Ataerkilliğin zaferi ne bir rastlantıydı ne de şiddetli bir devrimin sonucu_ İnsanlığın başlangıcından beri sahip oldukları biyolojik ayrıcalıklar erkeklerin tek egemen özneler olarak ortaya çıkmalarına izin verdi.

Elisabeth Badinter Biri Ötekidir
Kadınlık mı Annelik mi, Fransız yazar Elisabedh Badınter'in tüm dünyada yankı uyandıran ve birçok eleştiriye maruz kalan kitabıdır. Yazara göre annelik kadınlığın bittiği noktadır. Her kültürün ve her dönemin ideal bir annelik dönemi vardır. Kadınlar bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu modelden etkilenirler. Yazar günümüz annelik modelinin önceki dönemlere göre daha zor olduğunu vurguluyor.
" Annelik görevleri artık sadece bedensel ve duygusal bakımla sınırlı değildir, aynı zamanda çocuğun psikolojik, sosyal ve entelektüel gelişimine de dikkat edilmesini gerektirmektedir. Annelik bugün, geçmişin aksine, tam mesaili bir çalışma demektir" ( sayfa 119 )
Annelik içgüdüsünün şüpheli varlığından söz ediyor. Çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlara nedeni sorulurken çocuk sahibi olmak isteyenlere niçin sebep sorulmaz diye serzenişte bulunuyor. Ve çoğu kadının bilinçsizce sadece öyle gerektiğini düşündükleri için çocuk sahibi olduklarını savunur.
Badinter'in argümanları gerçekten kolayca kabul edilir türden değil ve bana göre savunduğu tezi çokta iyi açıklayamamış. Çok fazla alıntı yapmış. Bir öneri sunmamış.
1960'lardan günümüze annelik ve kadınlık konusunun nasıl bir değişikliğe uğradığını merak edenler için tavsiye edebileceğim bir kitap.
İyi okumalar....

Yazarın biyografisi

Adı:
Elisabeth Badinter
Unvan:
Yazar, Felsefeci
Doğum:
Fransa, 5 Mart 1944
École polytechnique’te felsefe dersleri vermektedir. “Barış ve Şiddetsizlik Kültürü Onyılı İçin Fransız Koalisyonu” destek komitesinin üyesidir. 1980’de yayımlanan ve tartışmalara yol açan L’Amour en plus’de annelik sevgisinin bir içgüdü değil, toplumun yarattığı bir ürün olduğunu savunmuştur. Sonraki çalışmalarında ise cinsiyet farkına yapılan aşırı vurgunun kadınlar için yarattığı tehlikeleri ortaya koymuştur (L’un est l’autre, 1985 ve Qu’est-ce qu’une femme? 1989).

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 4 okur okudu.
  • 17 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.