Tanıdığım biri vardı, hanımıyla sürekli kavga ediyordu. Bir gün şunu duydu ve kalbine dokundu: "Hanımını üzen yandı."
"Aman ya Rabbi! Hapı yuttum, bittim ben!" dedi. "Her gün hanımımın kalbini kırıyorum. Ben huysuzum sağ olsun o da huysuz, bir şekilde kavga çıkıyor. E hanım narin, kırılıyor. Ne olacak benim halim?" diye düşündü ve "Bari ondan ayrılayım da benden daha fazla çekmesin, benim de günahlarım artmasın," diye kendince bir çare buldu. Bu kararını danışmak üzere ilim sahibi bir büyüğünün yanına gittiğinde aldığı cevap şu oldu: "Allah Allah! Bir ay içinde ölecek adamın ettiği lafa bak!"
Bizimki pek ince düşünemediğinden sözdeki hikmeti farklı yorumlayıp evine döndü. Bir ay sonra öleceğinin hesabıyla ibadetini artırdıkça artırdı. Hanımı, alışkanlık icabı bir iki kez kavga girişiminde bulunsa da onu tartışmaya gönülsüz buldu. "Olsun hallederiz", "Fâni dünya üzülmeye değmez" veya "Haklısın hanım. Ne diyorsan o" minvalinde cevaplar aldı ondan. Kadıncağız, adamın huyu birden değişti diye şaşırsa da, "E zaten bir kavgan vardı, şimdi o da yok, ben seni n'apayım?" diyerek kenara çekildi ve çocuğuyla, çorbasıyla, kendi işleriyle uğraştı.
Bir ay geçti. Adam kefenliği hazırlayıp beklemeye başladı. Gelen olmayınca meraklandı ama belki ilk gün sayılmıyordur diye bir gün daha bekledi. Yine kimse gelmeyince acele ettiğini düşünüp üç dört gün daha bekledi. Fakat hâlâ gelen olmayınca o zat-ı muhteremin yanına tekrardan gitti. Aralarında şöyle bir konuşma geçti:
"Efendim, hükümde bir değişiklik mi oldu?"
"Bir otur da önce söyle bakalım, boşanma işi ne oldu?"
"Efendim, ölmek üzereyken kim düşünür boşanmayı!"
"Geçmiş olsun. Bir daha düşünmezsiniz umarım. Peki, kavgalar devam ediyor mu?"
"Hayır, efendim. O günden beri hiç kavga etmedik."
"Neden biliyor musun? Çünkü kavga iki