fark etmemiş gibi yaptığım yaşam arzularımı sessizlik içinde ortaya çıkardığını, onlara şefkat gösterdiği beliriyor zihnimde elimde olmadan.
ve bu da, yine bana acı vermeye başlıyor.
neden bu suretimi ondan gizleyemedim?
ne kadar da zayıfım…
Kendimi aynı anda hem kalabalığın bir parçası gibi hissediyor hem de bu kalabalığa bir kulenin tepesindeymişim gibi yukarıdan bakabiliyordum.
Güneşin yükselmesiyle sayıları giderek çoğalan insanlar dar sokaklara, çıkmaz sokaklara, caddelere, meydanlara yayılıyordu: gözlerdeki sığırcık sürüleri gibi birleşiyor, ayrılıyor, daimi bir hareket içinde formlar oluşturuyorlardi.
Hepimiz, babam, ben, işçiler, çöpçüler, polisler, serseriler, hemşireler, çaresizler, sadece benim bilincinde olduğum dev bir organizma oluşturuyorduk..
kederlerini önüne yol yapıp gidenler vardı ya, onlar gibiydik dünyadan kaçmıştık bir gece.
içerde yağmurun sesi ve yanık şeker kokusu vardı.
beni başka yağmurlar yıkamıştı, seni başka...
bu sağır, bu anlamsız, bu ağır düzlükte
dur diyor ayaklarım, dinlen, bekle.
her şey her şey terk etmiş seni
bir taşın bir kumun gölgesi bile
göğü baş aşağı tutan mananın hükmüyle; söyle
derinden yankıyıp yüzeye,
yüzeyden derine
bir z sesi olsun yeter, bana ondan söyle...