Han Kang’ın Nobel ödülünü ne kadar hak ettiğini, insanın içine işleyen o benzersiz ve sarsıcı diliyle bir kez daha kanıtlayan, kısa ama aslında devasa bir roman bitirdim. Çocuk Geliyor, 1980 yılında Güney Kore’deki Gwangju öğrenci katliamının o kapkara gölgesinde, insan vahşetinin ve o vahşetin geride bıraktığı travmaların anatomisini çıkarıyor.
Hikaye, katliamın tam ortasında arkadaşını kaybeden ve cesetlerin toplandığı salonda gönüllü olarak çalışan küçük Dong-ho’nun etrafında dönüyor. Han Kang, bu acıyı tek bir ağızdan değil; ölenlerin ruhlarından, geride kalan yaslı annelerden, işkence tezgahlarından geçmiş hayatta kalanlardan ve sansüre uğrayan editörlerden dinletiyor bize. Yazarın o vahşeti kör göze parmak bir ajitasyonla değil, adeta bir ağıt gibi, o kadar naif ve şiirsel anlatması acıyı daha da katlanılmaz kılıyor.
Kitap boyunca "İnsan nedir? İnsanın vahşetinin bir sınırı var mıdır?" soruları zihninizde dönüp duruyor. Okurken boğazınız düğümleniyor, bazı sayfalarda nefes almakta zorlanıyorsunuz ama o edebi zarafet sizi bir şekilde kitabın sonuna kadar götürüyor.
Kuru bir tarihi roman ya da siyasi bir metin değil bu; insan ruhunun, vicdanının ve asla unutulmaması gereken bir toplumsal hafızanın çığlığı. Kesinlikle her satırıyla sarsan, tortusu çok ağır ama bir o kadar da muazzam bir şaheser.
"Sen öldükten sonra cenazeni kaldıramadım, bu yüzden hayatım bir cenaze törenine dönüştü."