Yaşadığım şehirdeki son hafta sonumu da geçirdim. 4.5 yıla göre çok az kişiyle vedalaşmak istiyorum. Diğer yandan daha yeni tanıştığım birkaç arkadaşla hemen ayrılıyorum gibi oldu, güzel şeylere hep böyle oluyor zaten. Onca insan içinde birbirimizi bulmak hem çok kolay bir o kadar da zor. Konudan bağımsız Japonların kadersel olarak ayrılmayan insanların görünmez bir kırmızı iple birbirine bağlı olduğu teorisine inanıyorum galiba, bir şekilde buluyorlar birbirlerini. Ama zorlayınca olmuyor, olacaksa da o şekilde olmasın. Tam bir Japon gibi hediyelik hazırlayıp süsledim, etamin işlemek bana iyi geliyor. Kiril alfabesini baştan sona öğrenmedim henüz, Go oyununu da ihmal ettim, izlenecek ve okunacak listemde zilyon tane madde var. Asıl zenginlik ve statü çok çalışıp çok kazanmak değil dostlar, az çalışıp yettiği kadar kazanmak bence. Bugün arkadaşım "İçinde biriktirdiğin şeyleri paylaşmazsan sıkışıp çürür." dedi, çok haklı. Giderayak balkonuma yine kuşlar yuva yapmış, cidden yeto fkgkgk Chia tohumu ödem sorunumu çözdü sanki. Herkes mutabık artık, biz voleybol ülkesiyiz :) Bu hafta çok yoğunum, bugünlük monolog yeter, iyi geceler sevgili okur :)
Giderayak
Handan,hamamdan geçtik Gün ışığındaki hissemize razıydık Saadetinden geçtik Ümidine razıydık Hiçbirini bulamadık Kendimize hüzünler icadettik Avunamadık Yoksa biz... Biz bu dünyadan değil miydik? Orhan Veli Kanık
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bilerek yaptı. Bilerek yaptı... Mahvetti beni giderayak. Bilerek yaptı. Haftasonu ne halt yiyecekse lanet olsun ugruna yaptıklarına. Tatilmiş. Allah belasini versin tatillerinin. Baskasiyla yapacagi tatile de uzulemeyeceksem bozulamayacksam anlasilmayacaksam duygularimda allah belasini versin bes dakikalık zevk icin koynumda çevirdiği dolaplarin da yaptığı rollerin de.
İSLÂM'I YIKMAK İÇİN SEFER OLAN LEŞLER...
Yıl 1982... Erzurum Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü son sınıftayım. İslami İlimler Fakültesi’nde okuyan arkadaşlar var. Bir gün sohbette son sınıf bir talebenin hocaya şöyle dediğini naklettiler: “Hocam ben buraya, İslami İlimler Fakültesi’ne Ehl-i sünnet inancına sahip bir genç olarak geldim. Beş yılın sonunda ise buradan Ehl-i sünnet mi, Mürcie mi, Cebriye mi, Mutezile mi hak yolda, bilemeden ayrılacağım... İşte beş yılda beni getirdiğiniz nokta burası...” Delikanlı gerçekten çarpıcı bir gerçeği ifade etmişti. Şimdi bir misâl de kendimden vereceğim. Geçtiğimiz yıl “Vakıflar Haftası” dolayısıyla bir üniversite konferans salonunda konuşma yaptım. Bu arada Müslümanın gerici, mürteci olmayıp asırlar ötesini görebilen ileri görüşlü bir kimse olduğunu ispat etmek için bir kızımıza, “yüz sene sonra nerede olacaksın” diye sordum. “Ölmüş olurum herhâlde” dedi. Bakın kızımız ne kadar ileri görüşlü dedikten sonra “Peki sonra ne olacak" dedim “Toprak olacağız” dedi. “Peki ruhun” dedim. Biraz durakladı ne desem acaba diye endişe duydu ve ardından “o da toprak olacak herhâlde” dedi. Dinleyenlerin çoğu şaşkınlıkla bakarken: “Kızım sen kesinlikle ilahiyatta okuyorsun” dedim. "Evet" diye cevapladı... İlahiyatçı olmayan birine sorunca o genç “sonsuz bir hayat var hocam” diye konuştu. Bu defa da dinleyenlere: “İşte ilahiyatçı ile ilahiyatçı olmayanın farkı” diyerek başka, fakat acı bir gerçeğin altını çizmek zorunda kaldım. __Öyle anlaşılıyor ki artık "dini yıkmak" ilahiyatçıların "korumak" da matematik vs. ilim ehlinin işi olmuş gibi görünüyor... Neden bu hâle gelindi? Aslında eğitimimizin İngilizler tarafından yönlendirildiğini hep söyleriz. Rahmetli Oktay Sinanoğlu eğitimle ilgili çözemediği bir konu olunca “İngiliz Muhipleri devrede” derdi. İngilizler tarih ve
Dinde Reform Hezeyanı
"İNCİ" Her şey bir anda alt üst olabilir...
42. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Öğle güneşinin tüm yakıcılığıyla sokağı kavurduğu saatlerde, elimde iş yerinden aldığım ürün kataloglarıyla kendimi dışarı attım. Zaman, Serkan’la geçirdiğim o büyülü sabahtan sonra sanki hızla akıp gitmişti. Aslı ile buluşacağımız evimin yakınındaki kafenin önüne geldiğimde, kalabalığın içinde yine yabancı adamın siluetini seçer gibi oldum. "Belki de mahalleye yeni taşınmıştır," diye fısıldadım kendi kendime, huzurumu kaçırmasına izin vermeyerek kafenin serin atmosferine bıraktım kendimi. İçerisi öğle molasına çıkmış insanlarla dolup taşıyordu. Neşeli uğultuların arasında gözlerim kalabalığı taradı. Köşedeki masadan, "İşte buradayım!" dercesine bir elini havaya kaldırıp sallayan arkadaşımı gördüm. Hızla yanına varıp, gecikmiş olmanın verdiği mahcubiyetle kendimi sandalyeye bıraktım. "Kusura bakma, biraz geciktim..." dedim nefes nefese. Aslı, kollarını kavuşturup sorgulayıcı bakışlarından birini fırlattı. Dudaklarının kenarında muzip bir kıvrım belirdi. "Sen misin benim gecikmelerime laf eden?" dedi, ardından çınlayan bir kahkahayla ekledi: " Ben benzetemedim ama… Serkan seni bana benzetmeye başlamış bile!” diye ekledi. Bu tespitine engel olamadığım bir kahkahayla karşılık verdim. Haklıydı; Serkan’ın hayatıma girişiyle birlikte tüm alışkanlıklarım, hatta zaman algım bile değişmeye başlamıştı. Menüyü bana doğru uzatırken, "Ben siparişimi verdim, hadi sen de seç bir şeyler," dedi. "Bir şey yiyecek halim yok, sadece kahve içeceğim," dedim. Sesimdeki yorgunluğun ardına gizlenmiş tatlı heyecanı fark etmemesi imkansızdı. Kaşlarını kaldırıp eğlenceli bir edayla, "Vay... Demek öyle! Eniştemiz iyi bakıyor sana desene!" diye takıldı. Sözleri, kafedeki diğer insanların dikkatini çekecek diye ödüm koptu.
1000Kitap
Duygu ve Düşünce
"Yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak?"
Duygu ve Düşünce