42. BÖLÜM
🌹İnci🌹
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Öğle güneşinin tüm yakıcılığıyla sokağı kavurduğu saatlerde, elimde iş yerinden aldığım ürün kataloglarıyla kendimi dışarı attım. Zaman, Serkan’la geçirdiğim o büyülü sabahtan sonra sanki hızla akıp gitmişti. Aslı ile buluşacağımız evimin yakınındaki kafenin önüne geldiğimde, kalabalığın içinde yine yabancı adamın siluetini seçer gibi oldum. "Belki de mahalleye yeni taşınmıştır," diye fısıldadım kendi kendime, huzurumu kaçırmasına izin vermeyerek kafenin serin atmosferine bıraktım kendimi. İçerisi öğle molasına çıkmış insanlarla dolup taşıyordu. Neşeli uğultuların arasında gözlerim kalabalığı taradı. Köşedeki masadan, "İşte buradayım!" dercesine bir elini havaya kaldırıp sallayan arkadaşımı gördüm. Hızla yanına varıp, gecikmiş olmanın verdiği mahcubiyetle kendimi sandalyeye bıraktım. "Kusura bakma, biraz geciktim..." dedim nefes nefese. Aslı, kollarını kavuşturup sorgulayıcı bakışlarından birini fırlattı. Dudaklarının kenarında muzip bir kıvrım belirdi. "Sen misin benim gecikmelerime laf eden?" dedi, ardından çınlayan bir kahkahayla ekledi: " Ben benzetemedim ama… Serkan seni bana benzetmeye başlamış bile!” diye ekledi. Bu tespitine engel olamadığım bir kahkahayla karşılık verdim. Haklıydı; Serkan’ın hayatıma girişiyle birlikte tüm alışkanlıklarım, hatta zaman algım bile değişmeye başlamıştı.
Menüyü bana doğru uzatırken, "Ben siparişimi verdim, hadi sen de seç bir şeyler," dedi. "Bir şey yiyecek halim yok, sadece kahve içeceğim," dedim. Sesimdeki yorgunluğun ardına gizlenmiş tatlı heyecanı fark etmemesi imkansızdı. Kaşlarını kaldırıp eğlenceli bir edayla, "Vay... Demek öyle! Eniştemiz iyi bakıyor sana desene!" diye takıldı. Sözleri, kafedeki diğer insanların dikkatini çekecek diye ödüm koptu.