“kader onu uyandırmıştı uykusundan Afyonlu Mehmet olduğu yerde doğruldu. anlamıştı… Gölge, her şeyi değiştirmişti. yüzünü boğaza doğru çevirdi, biraz önce düşündüğü her şeyden utanç duyarak. ölüme yapacağı koşunun hemen öncesinde son kez baktı denize.”
“gölge iyice yaklaştı ona:
- neden kaçıyorsunuz?
+ e e efendim düşman!
- düşmandan kaçılmaz!
+ cephanemiz kalmadı.
- cephaneniz yoksa süngünüz var.
+ neden bile bile ölelim ki?
ne anlamı var?
sayımız az…
- biz ölünceye kadar geçecek zaman içerisinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelebilir.”
“avuç içlerini toprağın üzerinde gezdirdi. karaya çalan toprağın üzerinden nefesi çarptı yüzüne.
yaşıyordu…
tek fark her şey artık daha da kıymetliydi onun için.”