suskunlukları, ayışığının erittiği cansız, ölü topraktan daha derindi, daha sarıydı ve gide gide yalnız içlerini değil, bedenlerini de sarıyordu. unutulmuş, terk edilmiş bir yığıntı hâlinde kalmışlardı orada, öylece, ama böyle olduğunu bile hatırlayamayacak kadar kendilerinden geçmişler, dalmışlardı.
büyük yeryüzü şiirine
büyük ve yüksek düşünceler,
büyük ve özgün imgeler,
ahenkler ekleyecek
bir çırak, bir kalfa
yaratmak için üflemedi mi
kara balçığa,
kendi ruhundan, Büyük Sanatçı?
yoktan yaratmanın Yüce Ustası
kara balçığa üfleyiverdi
ve o ilk gri, muteal hücre
başladı düş görmeye.
iyi düşler göre göre büyüdü,
büyüdü, büyüdü
ve bölündü,
ve bölüne bölüne,
kendisi de, düşleri de çoğaldı,
cennete sığmayacak kadar çoğaldı,
çoğaldı ve uslandı, akıllandı,
daha büyük, daha ince,
daha karmaşık düşler için
inerken yeryüzüne.
Kendimden emindim. Çünkü başarmak için önce kendine itimat etmen lazımdı. Çünkü yalnız kendine itimat edenler dua ederdi. Ve başarmak için dua lazımdı, başarmak için çalışmak! Ben ayaklarım yerden kesilmiş halde saltanatlı kapıya doğru yürüdüm.