Yaşadığı dönemin melankolik ruhunu ve toplumsal çalkantılarını yazdıklarına yansıtan, duygusal ve derinlikli bir şairdi. Edebiyatın gittikçe yüzeyselleştiğini düşünerek, şiiri bir protesto biçimi olarak kullanmıştır.
Üsküdar Rüştiyesi, ardından Süleymaniye Medresesi’nde tefsir, felsefe, Arap ve Fars edebiyatı eğitimi aldı. Şeyhülislamlık arşivinde mülazım olarak çalışırken klasik şiire yöneldi. Hafız-ı Şirazi ve Fuzûlî etkisiyle derin bir tasavvufi ve melankolik üslup
Hayatının büyük kısmını Galata ve Üsküdar arasında geçirir. Geceleri Şehzadebaşı kahvehanelerinde genç şairlere nazîre okutur, gündüzleri ise Süleymaniye Kütüphanesi'nde nadir risaleler incelerdi.
Kalem sanır kendini, satırda ten arar,
Her mısra hoyrat, her cümle serseri karar.
Ne aşk var ne hikmet, ne hicap ne edep,
Kâmil susar; zîrâ yazılsa da ar yok, ar.
Her laf muhalefet, her bakış dar kalıba,
Kâmil sanır kendini, hapsolmuş alâma.
Ne idrâk var ne tahkîk, zanla yürür yol,
Tepkisi ezber, fikri mecalsiz kalıba.