Çocuklara kötülüklerden korumak için yapılacaklar listesi
8/10
·195 syf.··
2026 4. kitabı
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir. Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur. Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@ Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur. Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler. Sezgi ve sağduyudan yararlanmak Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir. Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı. Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer. Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı) yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır. Çocukların sevgilerini
Çocukları Kötülüklerden KorumakRobert Stuber · Beyaz Yayınları · 19986 okunma
Boğazda Düğümlenen Bir Tatlı: Altı Harfli Bir Tatlı
10/10
·248 syf.··
2026 3. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 10:16
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatıp kenara koyamazsınız; içindeki karakterler sizinle yaşamaya devam eder. Şermin Yaşar’ın bu kitabı da benim için tam olarak böyle oldu. Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm: "Hep bırakılanları konuşuyoruz, bırakanları ise hiç dinlemiyoruz..." Yalnızlık ve Kimsesizliğin Kesişme Noktası Hikaye, bir köyde yolları kesişen Selime Teyze ve Meltem’in birbirine yaslanışını anlatıyor. Selime Teyze, eşini genç yaşta kaybetmiş, çocuklarını binbir emekle büyütmüş ama günün sonunda o çok özlediği "kalabalık sofralara" hasret kalmış bir kadın. Bir kızı evlenmemiş, diğeri boşanmış ve kendi sancılarıyla meşgul, oğlu ise eşinin baskısıyla annesine sırtını dönmüş... Selime Teyze sadece kapısının çalınmasını, torunlarının okul çıkışı gelmesini, sessizliğin sesle bölünmesini bekliyor. Öyle bir bekleyiş ki bu, sonunda her şeyi bırakıp bir köye taşınıyor; sırf "Acaba beni arayacaklar mı?" diye kendi içinde bir sınav veriyor. Meltem ise hayatı boyunca "bir yere ait olma" çabasıyla kavrulmuş. Annesi tarafından terk edilmiş, babasının kurduğu yeni ailede kendisine bir yer bulamamış, üvey annesi tarafından istenmemiş bir çocukluk... Babasının evine her gidişi bir umut ("belki bu kez kal der"), her dönüşü ise upuzun bir hayal kırıklığı. Onu büyüten babaannesi ve dedesiyle geçen akşamlar, erkenden uyuyakalan yaşlıların sessizliğinde kurulan hayaller ve her kapı çalışında "Annem mi geldi?" diye dolan o masum ümitler... Tatlıların Acı Hatıraları Kitapta beni en çok sarsan detay, yediğimiz tatlıların bazen en büyük acılarımıza şahitlik etmesiydi. Meltem, bazı tatlıları hayatı boyunca bir daha yiyemiyor; çünkü o tadın altında ezilen bir veda ya da bir hüzün var. Meltem’in evliliğinde de sadece "sevilmek ve dinlenmek" istemesi ama eşi tarafından bir
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·208 syf.··
2022 17. kitabı
Bugünün kayınvalideleri dünün gelinleriydi. Bugünün gelinleri de yarının kayınvalideleri olacaklar. Ey yâr, Allah seni senin gibi gelinlerle lütuflandırsın.(Koca Duası ) ​İlk öğreteceğiniz kelime "Allah" olsun. İlk cümle ise "La ilahe illallah." Çocuğun tertemiz zihni kelime-i tevhid ile beslensin. Yıllar geçse bile tevhidin eseri görülecektir. Onu kötü sözden ve arkadaştan, ateşten korur gibi koruyun. Hayat boyu lazım olacak en önemli mutluluk azığı olan iffetini unutma. Onu da sandığına koy. Koy ki hem sana hem de senden olanlara lazım olacak. İffet ve hayâ erkeklere ve kadınlara en çok lazım olan erdemdir. Günlerden bir gündü. Günlerden o gün geldi ve sen de hayata gözlerini açarak dünya tarihine adını kazıdın. Senden önce dünyaya gelenler gibi ve senden sonra dünyaya gelecek olanlar gibi, sen de yaratılanların arasında yerini aldın. Annene, babana Allah'ın lütfuydun. İstedikleri, bekledikleri, dualarıydın. Sen eşinle geçireceğin zamanın ne kadar kıymetli olduğunu biliyor musun? Onunla muhabbet etmek, verimli zaman geçirmek ona yapabileceğin en büyük ikramdır. Dünyaları versen elde edemeyeceğin sevinci, birlikte geçirdiğin o tatlı vakitle elde edersin. Mutlu edersen mutlu olursun. Giderek sana benziyor değil mi? Aynı baban gibisin, diyerek ona bir kere daha sarılıyorum hep. Sana kızarak, bak işte senin çocuğun, demedim hiç sana. Sende olan her güzeli ona verdin hep. Sen de bana benzetirsin hep biliyorum, annen gibisin, dersin, annen gibi saf ve duru. Şımartır beni sözlerin, şımarmayı bile beceremeyen beceriksiz halimle şımarmayı denerim. Eşinin davetini geri çevirme. Onu şeytanın tuzağına düşürmüş olursun. Eşlerin birbirinin ihtiyacına cevap vermemesi onları yanlışa sürüklemektedir. Bir anlık gafletle eşini aldatmaya kadar gidebilir. Burada sebep olan da yapan
Aşkın Ev HaliAhmet Bulut · Timaş Yayınları · 2018865 okunma
8/10
·488 syf.··
2026 39. kitabı
Aslında şu canım kitap ilk çıktığında hemen alıp okumaya başlamıştım ama o sıralar peşpeşe fazla romcom okuduğumdan ötürü “aman yine o hep bildiğimiz nefret ve sahte sevgiliden aşka dönüşen kurgulardan biri işte” dedim ve daha en başındaykene kitabı bıraktım. Gel zaman git zaman sonra:) pek severek okuduğum bir romcom da bu kitabın mükemmelliğine dair o kadar çok atıfa rastladım ki, “acaba ben neyi göremedim” diye baya meraklara düştüm. Bari dedim bir şans daha vereyim. Ne de güzel demişim, pek iyi yapmışım, kitaba bayıldım bayıldım ve biraz daha bayıldım. Evet Lina fazla ve yorucu bir karakterdi, hatta yer yer kendisine “yeterin be kadın, artık bir dur” da dedim. Amma velakin, madalyonun diğer tarafında canım, ciğerim, hiç ona kıyamisum Aaron Blackfordcuğum vardı. Evlere, gözlere, gönüllere şenlik ki ne şenlik kendileri. Ya sen hem disney animasyon filmlerini sevip hemde üstüne en çok “Up” ı nasıl sevebilirsin yaaaaa. Kağıt üstünde aşırı gönül eritesi bir karaktersin Aaroncığım, canım, ciğerim, balım,…. Aaronın haricindeki şeylerde güzeldi tabi ki, kitap su gibi aktı gitti ve kendini keyifle okutturdu. Sondaki dram tabi ki saçmaydı, Linayı bir damla suda boğmak lazımdı ama olsundu. Aaroncığım seviyorsa ok der, bağrıma taş basar, hatalarıyla da sevaplarıyla da kabul ederim.:) Velhasılı kitabı çok sevdim, pek sevdim. Film hakları da satın alınmış, umarım bir an önce izleriz. Şöyle Henry Cavillin genç hali nasıl da güzel yakışırdı Aaron karakterine ama. Neyse yeter artıkın, gidip salyalarımı toplayayım byesss.;)
Kitap Yorumu
İspanyol Aşk AldatmacasıElena Armas · Yabancı Yayınları · 20222,732 okunma
7/10
·402 syf.··
2026 15. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 14:37
Binbir Gece Masalları'nın 6. Cildi Onbirinci Kitap ile başlıyor. 671 gece olunca Şehrazat Genç Nur ile Yiğit Frenk Kızının Öyküsünü anlatır : Nur , Mısırlı zengin bir adamın oğludur. Ergenliğe girince arkadaşlarıyla bir bahçeye gider ve orada şarap içip Mısırlı bir esireyle birlikte olur. Eve döndüğünde babası onun şarap içtiğini anlayınca bir Müslüman nasıl olur da şarap içer deyip oğlunu kovmuş annesi ona 10 bin dinar vererek onu göndermiş. Giderken bir esire görmüş ve bu esiyi tüm parası karşılığında satın almış. Kızla birlikte olduktan sonra onun Konstantiniye kralının kızı Meryem olduğunu öğrenmiş. Daha önce kızı kaçırılan kral her yerde kızını aratmaktaymış. Nihayet kralın veziri kızı görünce hemen onu geri götürmüş. Nur da kızın peşinden Konstantiniye'ye gitmiş ama orada esir edilmiş. Sonra kilisenin bakıcısı onu yardımcı olarak yanına almış. Orada günah çıkarmaya gelen Meryem'i görünce anlaşıp kaçmaya karar vermişler. Meryem gece sahile gel orada seni bir kaptan bekleyecek onunla git beni merak etme demiş. Nur denileni yapmış sahilde kaptanı görünce gemiye binmiş kaptan 10 tayfanın tamamını kılıçtan geçirip gemiye binmiş. Ve elbiselerini değiştirmiş. Onun Meryem olduğunu gören Nur çok sevinmiş. Kıyıya vardıklarında kralın adamı peşinden gelip tekrar Meryem'i ülkesine götürmüşler. Nur tekrar peşinden gitmiş ve yien esir olmuş. Kral kızını bu sefer veziriyle evlendirmiş. Kral düğün günü tüm esirlerin başını kesmiş tam Nur'un da kafasını kesecekken vezir krala demiş ki bunu bana ver de düğünüm için kurban edeyim demiş. Kral da Nur'u da vermiş. Vezir Nur'u ahırına götürünce Nur vezirin kör atının gözünü iyileştirmiş. O sırada Nur'u gören Meryem ona bir mektup yazıp atlarla kaçma planı yapmış gece olunca atlara binip kaçmışlar. Ertesi gün kral tüm orduyu
Binbir Gece Masalları Cilt 3/2Anonim · Yapı Kredi Yayınları · 2020104 okunma
çöl ve içimdeki ev
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 15:14
İnsan bazen bir kitabı okumaz… Kitap insanı okur. Simyacı ile Mesnevi tam da böyle iki metin. Biri modern bir çobanın hikâyesiyle başlar, diğeri asırlar öncesinden gelen bir bilgenin sesiyle… ama ikisi de aynı soruyu sorar: “Gerçekten neyin peşindesin?” Paulo Coelho, Santiago’ya çölde yürümeyi öğretir. Rüzgârla konuşmayı, işaretleri okumayı, kalbin sesini dinlemeyi… Ama aslında anlattığı şey bir yol değil, bir arayıştır. Dışarıdan başlayan ama içeriye doğru derinleşen bir yolculuk. Mevlânâ Celaleddin Rumi ise çok daha önce başka bir hikâyede aynı kapıyı aralamıştı. Rüyasında hazine gören bir adamın, onu bulmak için uzak diyarlara gitmesi… ve sonunda hazinenin kendi evinde olduğunu fark etmesi. Bu, bir masal değil sadece. Bu, insanın kendine geç kalmasının hikâyesi. Simyacı’da “kişisel efsane” diye bir kavram vardır. Herkesin içinde bir çağrı, bir yön, bir anlam… Mesnevi’de ise bunun adı yoktur belki ama özü aynıdır: İnsan neyi arıyorsa, aslında onunla çoktan bağlıdır. Sadece fark etmesi gerekir. İki kitap da bize şunu söylemez, hissettirir: Yol dediğin şey düz bir çizgi değildir. Kaybolmalarla, suskunluklarla, yanlış adımlarla örülüdür. Ama belki de insan tam da kaybolduğu yerde kendine yaklaşır. Simyacı, altına dönüşmeyi anlatır gibi yapar. Mesnevi ise sana zaten altın olduğunu fısıldar. Biri umutla yürütür, diğeri içini susturup dinletir. Biri sana “git” der, diğeri “dön”… Ve insan en sonunda şunu anlar: Ne kadar uzağa gidersen git, aradığın şey hep senden bir adım içeridedir. Belki de bu yüzden bazı yolculuklar bitmez. Çünkü varılacak yer bir şehir değil… bir fark ediştir.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma
Reklam
Reklam