Uzun zamandır bir kitap veya hikaye ile ilgili bir yorum ya da inceleme yayımlamamışız, o zaman hadi, başlayalım!
İnceleyeceğimiz "Bir Ölünün Mektupları" adlı hikayemizde Prenses Beyza, yirmi beş sene önce Elcize’de yaşadığı bir olayı, onu delicesine seven bir gencin ona yolladığı mektupları yanındaki insanlara anlatıyor.
Olaylar şöyle anlatılır ki Beyza Hanım, gençliğinde de çok güzel biridir. Günün birinde bir genç, ona bir mektup verir ve bu mektupta prensese bir soru sorar: “Beni tanımıyordunuz ama bana bakıp güldünüz. Acaba sizin hoşunuza mı gidiyorum yoksa gülünç mü idim?” Bunun yanı sıra kendi düşüncelerini de dile getirir. Prensesi araştırmış ve kendini ona layık görmediğini yazmıştır.
Prensesin gösterdiği ilk beş mektup örneği bu şekilde yazılmıştır. Genç, onun gülüşünden işkillendiğini ve onu böylece ne kadar sevdiğini fakat ona layık olmadığını yazmıştır. Mektupların birini verirken parmağı prensesin parmaklarına değmiş ve genç bunun için bile ne kadar mutlu olduğunu yazmıştır.
Altıncı mektup örneğine gelindiğinde üslup değişir. Bu kişi ne kadar da bilinçsizce bir davranıştır ki son mektubunu verdikten sonra prensesi evine kadar takip etmiştir! Sonraki mektubunda prensesin onu canice bir şekilde yavaş yavaş öldürdüğüne, bunu adi bir cinayet olarak düşündüğüne zira ölümlerin en adisinin kansız olanlar olduğuna ve prensesin de silahının kan dökmeden öldürdüğüne değinmiştir. Bu tavrı yetmezmiş gibi bundan sonra onu unutmaya çalıştığına, artık aralarındaki ilişkinin bittiğine dair mektuba benzemeyen küçük küçük notlar yazmaya başlar.
Onuncu mektup örneğinde gencin duyguları yine değişmiştir: Bu sefer prensese halen neden mektupları kabul ettiğini sorup af dilemeye başlar. Bu mektuplardan birinde de aslında bir deli olduğunu ve bu yüzden seyahat etmesi