Gitmek gerek ama nereye.
1000Kitap
Yüklerden kurtulmak gerek
"Anlaşılmadığın bir yerde kendini anlatmaya çalışmak, filin aslan gibi kükremeye çalışmasına benzer. Doğana aykırıdır; ne kadar zorlarsan zorla sonuç değişmez. Çabalamak bazen sadece içini rahatlatır. ‘Denedim’ dersin ve devam edersin. Ama bil ki, bazı kapılar içeriden kilitlidir. İnsanların çoğu, kendi doğrusunu mutlak sanır. Dinlemezler, duymak istemezler. Bu senin değersizliğin değil, onların bakışsızlığıdır. Kimin ne kadar görebildiği, içindeki ışık kadardır. Bu yüzden susmak da bir cevaptır; anlayana, çok şey anlatır. Kalırsan tükenirsin. Gidersen özgürleşirsin. Bazen gitmek bir kaçış değil, bir fark ediştir. Bir abi şöyle demişti bana: ‘Bazen hayat aynı taşa defalarca kez takılıp düşürür insanı. Yanlış yaptığını anlaman için yapar. Şu an anlamıyorsun ama bir gün anlayacaksın ne demek istediğimi.’ Ne zaman ki ders alınır, yol açılır. Kırıldın mı? Evet. Üzüldün mü? Elbette. Ama unutma, hiçbir şey kimsenin yanına kâr kalmaz. Her şeyin bir bedeli vardır; iyiliğin de, susmanın da, görmezden gelmenin de… Ve hayat, o bedelleri zamanı gelince sert bir darbeyle de ödetir.
1000Kitap
Reklam
İstemem! Eksik Olsun!
Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi, Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı? İstemem! Eksik olsun! Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, taklalar mı atmalıyım? İstemem! Eksik olsun! Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun! Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? Adım dergilerde geçsin diye mi sayıklamalı? İstemem! Eksik olsun! Korkmak, tükenmek, bitmek… Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek? İstemem! Eksik olsun! Cyrano de Bergerac
1000Kitap
Bir nigâr gördüm âvâre hândân Dur, bir dakika... Artık gitmek gerek bu cihândân.
Yeniden İnşa İçin İlme Sarılmak
Köklü geçmişten aydınlık ve güçlü geleceğe Ahmet Türkben Zamanın çehresi değişti. Bilgi çağındayız artık. Milyonlarca veri saniyeler içinde üretiliyor, yapay zekâ en karmaşık sorulara anında cevap veriyor ve fakat bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda, hakikate varmak her zamankinden daha zor; çünkü bilgi çoğaldıkça, anlam kayboluyor, insanın iç âlemi ise boşlukla sarsılıyor. Sayılar artıyor, teoriler çoğalıyor ama hakikati arayan gönüllere ışık tutamıyor. Modern insanın trajedisi tam da burada başlıyor: Malumatı bol ama marifeti yok, zekâsı keskin ama irfanı eksik, aklı kalbiyle bağ kuramıyor. MODERN BİLGİ ANLAYIŞININ ÇIKMAZI Bugün modern dünyanın bilgi anlayışıyla kadim medeniyetimizin ilim tasavvuru arasında büyük bir uçurum var. Batı düşüncesi, bilgiyi yalnızca deney ve gözleme indirgemiş, vahyi dışlamış, insanı parçalara bölerek çözmeye çalışmıştır. İnsanı akıl ve beden boyutuyla ele almış; ancak ruhu ve vicdanı dışlayan indirgemeci bir anlayış benimsemiştir. Böylece insan, maddî varlığı üzerinden tanımlanmış; duygusu, sezgisi, iç dünyası yok sayılmıştır. Bilgi, bu anlayışta soğuk bir araç olmuş, hakikate değil güce hizmet eder hâle gelmiştir. GÜÇ İÇİN BİLGİ, HAKİKAT İÇİN DEĞİL Bu yaklaşım, bilginin sadece ölçülebilir ve kullanılabilir olana indirgenmesini beraberinde getirmiş; anlam, değer ve istikamet kavramları bilgi üretiminin dışında bırakılmıştır. “Bilgi güçtür.” anlayışı, zamanla “Bilgi hakikattir.” düşüncesinin önüne geçmiştir. Neticede bilgi, insanı yüceltmek yerine nesneleştiren; sorumluluktan ziyade hâkimiyete yönelten bir vasıtaya dönüşmüştür. Böyle bir bilgi anlayışıyla üretilen bilim, ahlaktan kopuk, hikmetten mahrum ve toplumsal adaleti gözetmeyen bir yola sapmıştır. Nitekim modern çağ, zekânın zirve yaptığı, fakat hikmetin kaybolduğu bir
Hayat ve İnsan
Gitmek gerek ...
Bazen gitmek gerekir, bir müzik açıp manzarayı izleyerek. Gitmek gerekir, kötü olan tüm duygulardan. Ve gitmek gerek bazen de kendi kafanın içinden ...
Reklam
Reklam