Cyrano De Bergerac
Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı? İstemem! Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, Taklalar mı atmalıyım? İstemem! Eksik olsun! Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli? Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret! Eksik olsun! Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı? İstemem! İstemem! Eksik olsun! Korkmak, tükenmek, bitmek… Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
astrofiziksel çöküş
"seni yıldızlar kadar seviyorum" demiştim. şimdi yokluğun, bir karanlık örtüsü gibi o yıldızların ışığını boğuyor. özlemin, omuzlarıma nötron yıldızları gibi çöküyor. dağ olsa parçalanır, ama ben hâlâ ayaktayım. bazen insan dağ olmak istiyor. yıkılıp gitmek, hiç olmaktan daha kolay çünkü eskiden ezberimi bozuyordun şimdi fizik yasalarını. yerçekimi yok, zaman eğildi, ben kırıldım, ve sen değiştin.. keşke sadece fizik kurallarını çarpıtsaydın ama sen beni de büküp geçtin şimdi aynada biri var yüzü benim ama bakışları yabancı neden bu haldeyim nasıl izin verdim kimse bilmiyor
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
براى تا ابد ماندن بأيد رفت... گاهى به قلب كسى... گهى از قلب كسى Yani diyor ki; Sonsuza dek kalmak için gitmek gerek... Bazen birinin kalbine, bazen birinin kalbinden...
Sabah uyandım, daha doğrusu uyanmış gibi yaptım çünkü bir süredir uyanmakla uyanmamak arasında sıkışıp kalıyorum. Yani perdeleri açınca gün başlamıyor, sadece ışık giriyor içeri. Işıkta her yeri aydınlatmıyor, bazı şeyleri daha görünür kılıyor. İçimdeki boşluğu mesela. Herkesin iç karanlığı vardır ama kimse elektriğini kesmez. Kahvemi hazırlıyorum, dün akşamdan beri beşinci ya da altıncı kupam. Kupamın içindeki çatlakları izlerken yavaş yavaş dolduruyordum nasıl da kamufle edildiler. Ben de bir kendimi sorguladım zaten sanırım aynı şeyi ben de yapıyorum. Sonra gittim aynanın önüne aynadaki de hiç bana benzemiyor. Gözlerimin altında yorgunluk değil de geçmiş birikmiş, bakıp bakıp küfrediyordum en sonunda çıktım dışarıya belki bir şeyler değişir diye klişeye bak. Salak kupayı da elimde götürmüşüm, fark etmeden üstüne içindeki çatlakları da tekrar izlemişim. Kafamı kaldırdım havaya baktım da ne açıktı ne kapalı, hâli tavırdan daha belirsizdi. Elimi cebime attım bir şey arıyor gibiydim ne aradığımı da bilmiyorum ama o cebimde olması gereken bir şeymiş gibi de his veriyordu. Bir taş buldum oturdum üzerine bir süre öyle kaldım. Yoldan geçenleri izliyorum konuşmalarını duyamıyorum duymak bile istemiyorum sanki kafamdaki ses yetmiyormuş gibi bir de bunların anlamsız cümlelerini mi duyacaktım, gerek bile yok. Saatime bakmak istedim bakamadım, zaman geçti mi onu da bilmiyorum ama taş biraz soğumuştu. Elimi üzerine koyduğum an fark ettim. Gidemedim çünkü gitmek her şeyi geride bırakacağım anlamına geliyordu, oysa ben o gün hiçbir yere varamamıştım ki neyi bırakacaktım? Kalktım, aynı yoldan değil de başka bir yoldan döndüm sanki her şey biraz da olsa yerinden oynamış gibiydi ama benden başka kimse fark etmedi. Düşüne düşüne vardım eve. Bir ay daha dışarıya çıkmam, yetti bu kadar
Alıntı
Kapıları zorlamak mı gerek yoksa bir kere tıklatıp açılmadıktan sonra gitmek mi gerek ?
BAŞARI HİKAYEM
Buna ilk olarak 10 yıl sonra istediği başarıları elde etmiş bir Azize olarak başlamak istemiyorum. Öncelikle benim için büyük çaplı attığım adım ama belki de bunu okuyacak kişi için küçük çaplı atılmış bir adım veya başarı hikayesi bile sayılmaz. Bende buna başarı hikayesi değil “Hikayemin Başlangıcı”diyorum. Bu da üniversiteye gitmemdi. Yaşadığım ortam, doğup büyüdüğüm memleketim, ailem, çevremdekiler vs. hep sanki özgürlüğümü bunca zamana kadar kısıtlamışlar. Sanki ben diye birşey yokmuş gibi… Sürekli birilerinin istek ve emirlerini yerine getiren, yeterki annem mutlu olsun, kimse anneme birşey demesin diye diye ben kendi kişiliğimi bile ortaya çıkaramamışım. Birşeyleri idrak ettiğim ve artık içinde bulunduğum koşuldan kurtulmanın zamanı gelmişti. Bu da 2018 yılı üniversiteye ilk başlayacağım yılın yaz ayıydı. Tercih dönemimde evde telefon olmadığı için üniverisiteleri ve kendim için doğru olacak şeyi anlayabilmem için hiçbir şeyim yoktu. Tercihlerimi de yüz yüze hiç sohpet edemediğim o an tek ulaşabildiğim rehber hocama verdirdim. Yıllarca “Tıp” okumanın hayalini kurup aldığım puandan ötürü gidemediğim bu yüzden nerdeyse ilk defa adını duyduğum bir bölümü yazmıştı hocam. O kadar bilgisizdim ki bu konuda sonucunda beni nelerin bekleyeceğini düşünmeden sadece yazıp kazanmak ve gitmek istedim. Ve öyle de oldu aslında. Tercihler açıklanınca ben “Elektrik-elektronik mühendisliği”ni kazanmıştım. Az çok herkesin tahmin edeceği gibi aileme danışmadan verilen bir tercih listesi vardı ve onların gözünde bu bir erkek işiydi. Amcam dönüp herkes içerisinde” Kadının bu meslek de ne işi varya, ne işi ve sen gitmeyeceksin”, dedi. 17 yıllık hayatım boyunca ilk defa o an onlara karşı gelip “ Ben gitmek istiyorum, belki hiç başaramayacağım, belki dediğiniz gibi olacak, belki bu