Bazen gidesim geliyor. Aniden, hiçbir öncesi yokmuş gibi. İçimde bir kıpırtı, bir boşluk. Her şeyin son bulduğu, yeni bir başlangıca adım atacağım o yer. Hiç bilmediğim sokaklar, hiç tanımadığım insanlar, hiç tanımadığım bir ben. Bazen bu şehirde, bu evde, bu odada, bu insanlar arasında kaybolduğumu hissediyorum. Sanki her şey çok tanıdık ama aynı zamanda yabancı. Hayatımın her anı, her kararı, her yönü, başka birinin hikayesini anlatıyormuş gibi. Bir an içimde bir boşluk oluşuyor ve o boşluk, bana bir yerlere gitmem gerektiğini fısıldıyor.
Belki uzaklara… Belki hiç bilmediğim bir yere. Hiç değilse bir gün… Bir anlığına, her şeyden uzaklaşabilirim. Her şeyin, herkesin, her sorunun, her günün dışında, tamamen yalnız, sadece kendimle baş başa kalmak…
Bazen gidesim geliyor, sadece o yerin huzurunu hissetmek için. Orada kimseyi tanımam gerekmiyor, orada kimse beni tanımaz. Kimse bana ne yapmam gerektiğini söylemez. Kimse bana yüklemez. Sadece ben, o yer ve sonsuz bir sessizlik. Her şeyin kabuğundan sıyrıldığı, her şeyin olduğu gibi bırakıldığı bir dünya. Kimse kimseye hesap vermez. Belki de aradığım huzur bu.
Ve belki de gidesim gelmesinin tek nedeni, burada, şu an, burada kaybolduğum hissiyatı. Bazen, bir insanın kendisini kaybetmesi, onu bulmaya çalışması için bir çağrıdır. O çağrı, gideceği yerden değil, içindeki boşluktan gelir. Gideceğim yer, belki sadece zihnimde, belki sadece bir rüya, belki sadece bir kaç saatlik bir kaçış. Ama oraya gitmem gerek, bir süreliğine de olsa…
Bazen gidesim geliyor. Sadece gitmek, bir şeyleri ardımda bırakıp, sadece yol almak. Belki bir sonraki adımda her şeyin daha farklı olacağını bilmeden. Ama bir şey var; o adımı atmak, yeni bir başlangıca doğru, her şeyin değişebileceğine inanmak…