Kur’an’a yalnızca tarihsel bir olaylar kitabı gibi değil, bir düşünce ve içsel yolculuk rehberi olarak bakmak peygamber kıssalarını insanın kendi hayatındaki imtihanların sembolü hâline getirir. Âdem’den İbrahim’e, Yusuf’tan Eyyub’a kadar her kıssa aslında insanın içindeki sabır, tevazu, affedicilik ve teslimiyet sınavlarını hatırlatır. Bu yönüyle Kur’an, parçalanmış bölümler hâlinde değil, bir bütün olarak ele alındığında insanın varoluşunu anlamlandıran bir düşünce kitabı ve hayat yolculuğunda kılavuz olur.
O yüzden bugün şahıs olarak değil isimlerindeki anlam, mekanlarının da sembolik anlam üzerinden ele aldım.
Başı boş bırakılmak ve dünümüzle aynı olmak için yaratılmadığımızı söylerken kitabı sadece hikaye ya da masal kitabı olarak görmemiz istenmezdi. Harflerinin anlamı varken kelimelerinin anlamına bakılmaması tuhaf ve gülünç kaçardı: Tefekkür çağrılarını boş geçmemek gerek. Görünenle yetinmemek gerek...
Hayatta bazen kuyuda hissediyoruz, bazen ateşine atılmış gibiyiz, bazen olumsuzluk selinde boğulmuş hissederiz, bazen hataya düşeriz, bazen aileyle ya da maddiyatla sınanırız vs. işte o anlarda ne yapmamız ya da nasıl mücadele etmemiz gerektiği anlatılmış: Öncülük eden insanlar, o anlarda çizgisini bozmadan yolu gösterip yola devam edenler değil mi? (:
Amaç onların yerini almak değil, onlar gibi olmak.
Allaha yakınlık isteniyorsa onları örnek almak.
Allah olmak ile Allah gibi olmak aynı şey değil.
Bir insanda tevazu ne kadarsa güç de o kadar var gibi. Asıl güç sahibi olanlar güçsüzü ezmeye çalışmamış, hor görmemiş: Allahın insanlara olan hitabı hayranlık verici, insana olan tavrı da öyle. Hep destekleyen, koruyan, koşulsuz seven, güvende ve huzurlu hissettirmeye çalışan, bizim elimizden tutup kendine yakınlaştırmak isteyen...
Büyük balık, küçük balığı yer diye