Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir İnsan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine Ben suyun bir dakika durduğu. Durunca boğulduğu bir yerdeyim.” Her şey rengine göre kanar bilirsin. Seni unutarak baktığımda bile, dünyanın her yerlerinden geçiyorsun. Yalnızım, yalnızsın. Bize kim gülümseyecek? Ne gelir elimizden insan olmaktan başka. Ne çıkar siz bizi anlamasanız da. Duymuyorsun sen kendini. Başıboş bir müzik gibisin kırlarda. Siz yarın deyince aklıma ölmek geliyor, katıla katıla ölmek.. Çok uzaklara bakmaktır, diyoruz, durmadan saate bakmak. Elbette bir ustalıktır bizim sevgimiz. Mutlu bir yolcu gibi yol kenarlarındakilere el eden. Tek ihtiyacım neydi biliyor musun? Bir papatya yaprağı daha. Mutluluk bir kibrit çöpü, artık ne kadar yanarsa. Bu aralar ellerim hep üşür benim. Doktor 'kansızlık' der, ben 'sensizlik' derim . Bana kalbimdesin deme! Bilirsin, kalabalık yerleri sevmem. Bazen diyorum ki onu kafama takmamalıyım. Sonra da diyorum ki; önce kalbimden atmalıyım . Kim ne derse desin ben bugünü yakıyorum yeniden doğmak için çıkardığım yangından... Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına; sırılsıklam yalnızım aslında. Sormayın artık her gün 'nasılsın' diye..! Nasılsa adet olmuş iyiyim demek. Kötüyüm ben hem de çok..! Kime ne ? Acılar da acılaşıyor gittikçe sanki, bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi. Sevgiler gönderirdi nedense utanırdı da bundan Gönderir gönderir geri alırdı bir gücenikliği sonra. Doğanın bana verdiği bu ödülden çıldırıp yitmemek için iki insan gibi kaldım. Birbiriyle konuşan iki insan. Bu yüreğe bu kadar acı fazla dersin bazen kendine.. Ama hata bizde. Küçücük bir yürekle kocaman sevmek ne haddimize ! Arkana Bile Bakmadan Gitmek İstersin. Öyle Herşeyi Bırakmana Falan Da Gerek Yok. Anıları Bırakabilsen Yeter..! Sanki hiçbir
"İNCİ" Neden beni bıraktı...
25. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Yeni taşındığımız bu ev bana, taze bir nefes gibi gelmişti. Alışık olmadığım yabancı duvarlar, artık gündüzleri üzerime devrilmiyor, gölgeleriyle beni boğmuyordu. Korku, gün ışığında benden elini çekmişti. Gece çöktüğünde ise o tanıdık kabuslar yine zihnimin kapılarını tekmeliyor, beni ter içinde bırakıyordu. Fakat gözlerimi açtığım an anneannemin o huzur kokan koynu... Oraya her sokulduğumda, dünyanın tüm kötülüklerinden azade olduğumu hissediyordum. İyileşiyordum işte. Bir karıncanın adımları kadar küçük, bir serçenin kalbi kadar ürkek de olsa, bu savaşı kazanıyordum. **Anneannem, tamda dediği gibi ön bahçeye benim için minyatür bir dünya kurmuştu. O maket evin içinde, çok mutluydum. Günlerimin büyük bir kısmını, gerçek dünyanın gürültüsünden kaçıp küçük çatının altına sığınarak geçiriyordum. Banyo yapmak hala daha benim için bir dehşet senaryosuydu. O beyaz fayanslar... Onları gördüğüm an kanım donuyor, kaskatı kesiliyordum. Gözlerimi kapatmak yetmiyordu, zihnimdeki görüntü beni korkutuyordu. Bu yüzden anneannem beni bahçedeki havuzda yıkardı; suyun özgürlüğü, gökyüzünün sonsuzluğu altında. Konuşmaya başladığım an , banyonun fayanslarını söküp attırdı. Yerine benim istediğim, siyah taşlar döşetti. Öyle bir siyahtı ki bu; üzerine ne düşerse düşsün, ne akarsa aksın, kırmızının o çiğ ve ürkütücü rengi asla belli olmayacaktı. Artık banyonun eşiğinden geçerken kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmıyordu. Kapıyı şimdilik sonuna kadar açık bıraksam da, kendimi güvende hissediyordum. Artık rahatça nefes alabiliyor, suyun arındırıcı dokunuşuna teslim olabiliyordum. Her şey zamanla değişmeye başlasa da yalnızlığım değişmiyordu. Ne çevremde ne de okulda kimse yoktu, istemiyordum. Kimsenin sahte ilgisine, sevgisine ya da acıyan
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"İNCİ" O deli saçması umut...
23. BÖLÜM 🌹 İnci 🌹 Bekleme salonunda bu kez daha sakindim. İçimdeki dinmek bilmeyen sarsıntı, yerini daha tanıdık, daha sakin bir sızıya bırakmıştı. Hâlâ göğüs kafesimin ortasında bir düğüm vardı ama o eski, her an kaçmaya hazır ürkekliğim yatışmıştı. Belki de birinin beni gerçekten, tüm sessiz çığlıklarımla duymaya niyetli olduğunu hissetmek; ruhumun çatlaklarına sızan incecik bir güven ışığıydı. Kapı ağır ağır aralandı. Adım yankılandı koridorda: "İnci Hanım..." İçeriye adımımı attığımda, geçen seferin aksine başımı yerden kaldırmaya cüret ettim. Geçen hafta sadece ayakkabılarımın uçlarını izlediğim bu oda, şimdi tüm detaylarıyla bana açılıyordu. Yaz güneşi, pencerelerden süzülürken odayı hem sıcak hem de ferah bir aydınlığın içine hapsediyordu. Duvarlardaki yumuşak bej tonları, insanın ruhundaki pürüzleri silmek ister gibi huzur vericiydi. Odanın tam ortasında, üzerine birkaç kitabın ve bir not defterinin iliştirildiği küçük, ahşap bir sehpa duruyordu. Sehpanın üzerinde incecik cam bardaktan usulca buhar tütüyordu. Taze demlenmiş papatya çayının hafif, uçucu kokusu havaya öyle bir sinmişti ki... Köşedeki yeşil bitki, güneş ışığına uzanan yapraklarıyla sessiz bir yaşam mücadelesinin, zarif bir hatırlatıcısı gibi duruyordu orada. Yumuşak koltuğa yerleştiğimde, yüzüm hafifçe dışarıdaki manzaraya döndü. Dışarıda Temmuz sıcağı asfaltı eritirken, bu dört duvar arası zamanın ve gürültünün uğramadığı gizli bir sığınaktı benim için. Funda Hanım, not defterini önündeki sehpaya yerleştirirken dudaklarında hafif gülümseme belirdi. “Geçen hafta duygularınızı açıkça paylaşabildiniz İnci Hanım,” dedi sesi yumuşacık bir melodi gibi odaya yayılırken. “Bu, iyileşmek adına attığınız çok kıymetli bir adımdı. Bugün, hazırsanız eğer... biraz daha derine
1000Kitap
Kitapsız bir nesil yetiştiriyoruz O kadar çok insandan bir tek kendisi kalmıştı ve yaşlılar yaşlandıkça aptallaşırlardı aptallık kimi zaman iyilik kimi zaman da gurur biçiminde ortaya çıkardı. Eski sırları açıklamak ihtiyacı..." Hayvan Mezarlığı Stephen King Samet Acar Smtcr Değerli öğretmenlerimizden Samet Acar Smtcr diyorki O kadar çok insandan bir tek kendisi kalmıştı sahi yaşayan kaç insan kaldı kahramanmaraşta insanlar yaşadıklarının etkisi ile yaşlandı kahramanların depremden sağ kalanları diyarı Kahramanmaraş bugün kimi toprağı Akdenizde kimi toprağıda doğu anadolu bölgesinde acılarını demirle dağlayan bir güzel bir kahraman diyarımız stephen king yaşlılık kimi zaman iyilik kimi zaman gurur biçiminde ortaya çıkar derken Dostoyevski meşhur aforizmasında aşağılık insanoğlu her şeye alışır diyor ve biz yaşadıkça alışmaya devam ediyoruz Akdeniz ve Doğu Anadolunun en güzel şehri Kahramanmaraşta Ahır dağının güney eteklerinde yaşadığı acılardan ibret alıp sırtını dağlara yaslıyor fakat şehirde bir acı bitmeden yeni bir acı başlıyor Asurlular ve Bizanslılarada ev sahipliği yapan şehir gerek Asur gerek bizans ve roma tarihi ile zengin bir kültüre sahip ancak insanlar ve şehirler yaşadıkları sayesinde yaşlanıyor duyarsızlıklar insanı hissizleştiriyor omurgasızlaştırıyor değerli öğretmenimiz Smtcr ın stephen king alıntısında dediği gibi insan yaşlanıp yaşadıkça aptallaşırdı öğretmenler okumayı unuttu aileler çocuklarını fıtrat üzerine yetiştirmiyor kitapsız bir nesil Kahramanmaraşa baş sağlığı diliyorum Gitmek istediğiniz yerde olması gereken bir insana benziyorsunuz." Hayvan Mezarlığı Stephen King Samet Acar Smtcr Saygıdeğer öğretmenimiz stephen king in bir alıntısında Gitmek istediğiniz yerde olması gereken bir insana benziyorsunuz diyor fakat ne yazıkki bu gün
Duygu ve Düşünce
Yaratana olan sevgide de karizmaya çizdirmek (:
Her zaman seçimler yaptırılıyor ya: şunu mu, bunu mu, o mu, bu mu vs. niye hepsi olmasın? Niye o azla ve sınırlılıkla yetinelim ki?: Elinde olanla yetin ve değerini bil zaten. Ama daha iyisinin de mümkün olduğunu ve onu da başarabileceğini hatırla/ bil. Biz başkasının malına göz dikmiyoruz, verilmişlere isyan etmek/ söylenmek vs. yerine teşekkür ediyoruz. Helale öncelik veriyoruz, nedir bizi zenginlikten korkutan? Sen normal halini doğru düzgün idare edebilmişsin ve ediyorsun. Daha fazlası geldiğinde belki o senin için bile değil: kuşa, başkasına vs. vermen içindir. Ya da belki de kendin içindir, ailen içindir vs. ama "Hayır, bana yeter, gerek yok." deyip reddediyorsun. Çoğu eski insanlar böyleydi ve onlardan çıkan bizde de durum başta hiç de farklı değildi. "Azla yetinmeyi bil." "Gözün yükseklerde olmasın." "Dünya aldatıcı, zenginlik seni yoldan çıkarmasın." "Fakirlik iyidir." "Allah sevdiklerini yoksul bırakır." vs. Bunlara güldüğümüz zamana gidelim ama dediğim şekilde. Zenginliğinle böbürlenmiyorsan, ezmiyorsan, cimrilik yapmıyorsan vs. zengin ol. Çünkü paradan da kolaylık, destek ve yardım sağlanıyor. Sen doğru düzgün bir insansan eline aldığın ya da sende olan her şeyden illa ki iyilik doğar: Bunun ne olduğu önemli değil, önemli olan senin ne olduğun. Çünkü bazen dini kullanarak da insanı dinden çıkarıyorlar: o halde dine de gerek yok? Allah sevdiğini dinsiz bırakır, dinsizlik iyidir mi denilecek? O bazen olan, genele yayılamaz ya da kesin olarak ele alınamaz ama çoğu kişi aşırı sınırlılığı seviyor. Çıkası gelmiyor. Sadece olumsuzu varmış gibi onu kafasına kodluyor. Madem korkuyorsun, Yaratandan yardım istesene: "Allahım nefsi olan bir insanım, irademe rağmen adaletten şaşma ihtimalim var. O yüzden irademi sana emanet ediyorum. Bilirim ki korursun ve nefsime

Asra Zifir

@Kara_Orumcek_Zambagi
·
Cep rahatlığıyla iç rahatlık ayrıştırılmak yerine birleştirilsin
Çocukken her taş atana incinsem de ilkte takılmazdım ama kendimi sorgulardım. İkinci de sinir olurdum: tehdit ederdim, üçüncü de (niyetinin gerçekten kötü amaçlı olduğunu gördüğümde/ hissettiğimde) taş daha elindeyken kaya bırakırdım: yaşı- cinsi fark etmeksizin. Daha çok lafla döverdim. Kendimi veya sevdiklerimi koruma dışında patakladığım olmadı. Tartışmaya girip kavga da ederdim: onlara onlar gibi karşılık veriyormuşum aslında. Beni kendi seviyelerine çekmelerine izin veriyormuşum. Büyümeye başlayınca ben hoplayıp zıplayarak yol alırken taşların hedefinde olmaktan kaçınıyordum: atsa da vurmamasını sağlıyordum yani. Attığı taşı taş olarak bile görmüyordum: kendisinden hediye veriyordu alıp almamak bana kalmış. Almamayı seçiyordum. Sınır çekmenin ya da kriter oluşturmanın anlam ve değeri çok büyük. Dışarısı için böyleydim. Maalesef aile içinde de böyle olmak zorundaydım. Hatta sonra kendime bile bazen öyle olmam gerektiğini fark ettim. (: Lise zamanlarında artık tamamen kavga ve gürültüden uzak durdum: iyi gelmeyen insanlarla bağ kurmadım bu da o dönemde zorundalık haricinde bir bağ kurmamı engelledi. (: Ortaokuldan beri yalnız kalmayı tercih etmişken bunu sıkıcı ya da zor görmektense onun dostluğunu kabul ettim. Çünkü bana sıkıcı ve zor gelen o değil, insanlardı. Ve suskunluğun en çok yanlış anlaşıldığı zamanlarda dalga ve alaya karşı (ortamdaysa) laf sokup bırakmışımdır. Zaten teke tek de sınırlar aşılmadığı sürece ciddiye almıyordum: Üç maymunu gereken yerde kullanışlı kılmıştım. Ve ortamda zorbalığa da izin vermiyordum: o kişiye zaman tanıyordum (sevsem, sevmesem) , baş edemeyecek şekildeyse el atıyordum. Çünkü oradayım ve tanık olduğumdan sorumluyum: bildiklerimizden sorumlu tutuluyoruz? İşlevsiz kalmam olay için göz yummak ve haksızlığın büyümesi demekti.
Duygu ve Düşünce
"İNCİ" Seni çok seviyorum her şeyden çok
15. BÖLÜM 🌹 İnci🌹 Yorgunluk ve uykusuzluk pençeleriyle beni adeta mağlup etmişti. Göz kapaklarımın ardında, bilincim kaybolmuş, uyku ile uyanıklık arasında savruluyordu. Bedenim ağır, zihnim sisliydi. Bu uyuşukluk anında, uzaktan gelen, hafif ama belirgin bir kapı tıklaması duydum. Ne bir tepki verebildim, ne de o kurşun ağırlığındaki göz kapaklarımı zorlayıp açabildim. Belki de bu da, o alacakaranlık rüyalardan biriydi. Sesler, bir fısıltı gibi, zorlukla ulaşıyordu. Ancak, duymaktan ziyade hissettiğim bir şey vardı: bana yaklaşan, yavaş ve temkinli adım sesleri. Yanımda birinin varlığını, odayı dolduran yabancı bir nefesi kesin bir şekilde duyumsadım. Üzerimdeki örtü, görünmez bir el tarafından nazikçe gerilip omuzlarıma kadar çekildi. Demek ki hissettiğim serinlik gerçekti; boşuna üşümüyordum. Bu şefkatli dokunuş, rüya olamayacak kadar gerçek, bir hayal olamayacak kadar sıcaktı. Açılmamak için direnen göz kapaklarımı büyük bir gayretle araladığımda, karşımdaki siluet Aslı’nın minyon hatlarına hiç benzemiyordu. Bakışlarım netleştiğinde, görüş alanıma giren o tanıdık çehreyle kalbim yerinden oynadı. Yine oydu... Yine Serkan. Bir yay gibi gerilerek, saniyeler içinde yataktan doğruldum. Kalbim, uyku mahmurluğunun oluşturduğu sersemliğe inat, deli gibi çarpmaya başladı. Şaşkınlığım ve bu perişan halimin verdiği utanç, yanaklarımda sıcak bir kızarıklığa dönüştü. “Uyandırmak istememiştim,” dedi. Sesi, her zamanki gibi ölçülü, sakin ve odayı bir anda huzurla dolduran o tınıdaydı. “Sorun değil, çok bile uyudum,” diye kekeledim. Sesimi toparlamaya, üzerimdeki o savunmasız halden sıyrılmaya çalışıyordum. “Bu sefer direkt yoğun bakım servisine gittim ama seni orada göremeyince buraya geldim,” dedi, bakışlarını bir an bile üzerimden ayırmadan.
1000Kitap