Bırakmanın içinde sessiz bir güç vardır, ilk bakışta güç gibi görünmeyen bir güç. Bu, huzur gibi, kabullenme gibi, içimizdeki her şey daha sıkı tutunmak isterken geri adım atmak gibi görünüyor. “ Bazen daha iyi şeylerin gelebilmesi için bazı şeyleri geride bırakmak gerekir .” - Anonim Çünkü " vazgeçmek " tek bir şey değildir. Katmanlar halinde, anlar halinde, farkında olmadan verdiğiniz kararlarla gerçekleşir. Öncelikle geçmişten, anılardan, insanlardan, kendinizin farklı versiyonlarından vazgeçmeniz gerekiyor. Onları unutmak anlamında değil, onlarla barışmak anlamında. Arada bir fark var. Unutmak silmeye çalışır. Barış ise şeylerin sizi kontrol etmeden var olmasına izin verir. Geçmişinizin hayaletlerinin geleceğinizi rahatsız etmesini istemezsiniz, değil mi? Hepimiz yarım kalmış konuşmaları, düzgün bir şekilde sonlanmamış ilişkileri, keşke farklı söylemiş olsaydık dediğimiz sözleri içimizde taşıyoruz. Ama bunları sonsuza dek taşıyamayız. Yavaş yavaş, izin istemeden yer kaplarlar. Yeni bir şey için kullanılabilecek bir alanı. İnsanların sıkça söylediği gibi, " Bazı şeyler geçmişte kalmak içindir ", bunun nedeni önemsiz olmaları değil, zaten amaçlarına hizmet etmiş olmalarıdır. Nostaljinin insana huzur veren bir yanı var, sanki her şeyin bir zamanlar anlamlı olduğu bir yeri yeniden ziyaret etmek gibi. Ama nostalji aynı zamanda sizi çıkmazda da bırakabilir. Artık aynı şekilde var olmayan bir şeye özlem duymanıza neden olabilir. Birisi bir zamanlar şöyle demişti: Geçmişe dönebilirsiniz ama orada kimse onları hatırladığınız gibi olmayacaktır. Belki de geçmişin yaşanması gerektiği, yeniden yaşanmaması gerektiği düşüncesinin özü budur. Bu yüzden bıraktınız. Kolay olduğu için değil, tutunmanın size bırakmanın getireceğinden daha fazla maliyete yol açmaya başlaması
Substack
Saat 22:22 ve ben seninle girdiğimiz iddayı kaybettim diye hiç üzülemedim.. Adını koymamıştık aslında ama ikinizin de isteyeceği şey en başından belliydi aslında.. “Bir kere sarılalım” yeter dediğinde yanılmadım ve şike yapmak yok desem de üzülmedim.. Sen klasik bir galatasaraylı ben pis bi fenerli nasıl güzel olurdu seninle birlikte derbi izlemek.. Dün yazarken yarım kalmıştı onun gibi öfkememi yenik düştüm yoksa vicdanımamı yenildim bende bilmiyorum. Hani derler ya naparsam yapayım elime yüzüme bulaştırıyorum diye. Öyle işte benimkide. Naparsam yapayım elime yüzüme bulaştırıyorum. Neye ağladığımı bende bilmiyorum suan. Yeniliyor oluşuma desem bu ilk kez olmuyor, Çaresizliğime desem elimden geleni yapıyorum, Zorunda bırakıldıklarım desem ona da alıştım sanırım, İçim çıkarcasına yakıp yıkıp gitmek istiyorum buralardan. Sustukça kendimi daha da tanıyamaz hale geliyorum. Bu sadece ona kestiğim bir hesap değil en başından beri biliyorum. Onunla birlikte kendime de en ağır hesabı kesiyorum ve sonra durup düşününce elim avucum bomboş kalıyorum. Yetmez gibi oturup birde halimize ağlıyorum işte. Haksız olduğumu kabul ettiğim zamanlar pek nadirdir aslında. Öyle zamanlarda ettiğimi düşünmek istemem pek. Kaçarım. Bu benim kendimle yüzleşmek istemeyişimden sanırım. Korkarım çünkü. Neyden dersen de kaybetmekten derim. Şimdi dönüp madem kaybetmekten korkuyorsun neden haksız olacağın şeyler yapıyorsun diyeceksin biliyorum. İşte orda her şey kapkara. Bunu kendime bile acıklayamıyorken sana açıklamam pek mümkün değil gibi. Sanırım bu benim en büyük eksikliğim.. Canım yandığında susup bir köşede kaldığım çok zamanlar oldu. Kimse canın yanıyor mu sende bir kalp taşıyorsun demedi sesim hep kısıktı. Güçlü olmak zorunda kaldığım zamanlarda burnumu hiç indirmezdim. Beni acıtanın canı
Reklam
Şimdi sana nasıl anlatayım kırılan kalbimi sesi arşta duyuldu yanı başımda olan sen duymadın. Bazen gitmek gerekiyor Ewet çok acıyor ölüyorsun için sökülüyor ama acıyı tuttuğun müddetçe yaralanmaya kırılmaya devam edeceksin . Vefasızdan vefa beklemek ölünün mezardan gelmesini beklemeden farksızdır..
Hayata Dair
Metropol Kadını!
İçeriye giren, otuzlu yaşlarda tipik bir metropol kadınıydı. Kendini kimseye ait hissetmeyen ve kimseyi de sahiplenmek istemeyen bir kadın… Yalnızlığı bağımsızlık, kimsesizliği özgürlük zanneden ama aslında sevmeyi ve sevilmeyi bilmediği için içine düştüğü yalnızlığı güç gösterisi zanneden bir kadın tipi… Bunların ayakta kalabilmeleri mucize sayılır, çünkü aslını inkâr edip doğal fıtratlarından uzak bir yaşam biçimi seçerek girdikleri her ortamda modern olduklarını kanıtlamak için yorgun düşerler ve bu kimliksizliğin altında gönüllü olarak ezilirler. Bunların modernlikten ne anladıkları da meçhuldür. Çatal peçete medeniyetini modernlik zanneden tiplerdir bunlar. Daha trajik yanı da 'modern' kelimesinin manasını da bilmezler; ezbere giden, taklitçi, özünü reddeden, sıradan ve sürüden insanlardır. Modern kelimesi 'Bugüne ait' demektir ve literatüre girmesi de Hristiyanlığı benimseyen Romalıların, eski pagan kültüründen tamamen koptuklarını ve yeni bir kültür olduklarını belirtmek için kendilerine 'modern' demeye başlamalarıyla olmuştur. Modern olmak demek, başka bir kültürden ayrı olmak, o kültürü taklit etmekten kaçınmak, seni sen yapan öz değerlerini korumak ve o değerlere göre yaşamak demektir. Batı’ya özenip onları taklit ederek onlar gibi yaşamak, 'modernlik' zannediliyor. Batı’ya medeniyeti öğreten bizim atalarımızdı, fakat bunu unutturdular ne yazık ki. Bir insan, ahlakı güzel, sözleri rahatlatıcı, bakışı huzur verici, eli cömert, huyu yumuşak, dini ve milli değerlerine bağlı, ailesine, eşine, çocuğuna merhametli, kul hakkına dikkat eden, hiçbir canlıyı incitmeyen, hainlik yapmayan, topluma faydalı olan, kendini cahillikten kurtaran biri ise, işte o modern bir kişidir. Yoksa gavurdan örnek aldığı yemek masası düzeni, çağdaşlık adı altında vücudunu sergilemesi,
1000Kitap
Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı? İstemem! Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, Taklalar mı atmalıyım? İstemem! Eksik olsun! Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli? Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret! Eksik olsun! Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı? İstemem! İstemem! Eksik olsun! Korkmak, tükenmek, bitmek… Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek? İstemem! Eksik olsun!
Bazen başını alıp gitmek gerek
Reklam
Reklam