10/10
·384 syf.··
2026 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 16:59
Emine Işınsu- Sancı Sancı Emine Işınsu’dan okuduğum ikinci kitap oldu. İşk olara Çiçekler Büyür kitabını okumuştum ve çok beğenmiştim. Bu kitabını da yine aynı şekilde çok beğendim. Emine Işınsu’nun gerçek olayları kendi üslubuyla sıkmadan anlatmasına bayılıyorum. Gerek konuları akıcı ve merak uyandıracak şekilde bize iletmesi gerek tarihi olayları incelemesi okurlara güzel bir okuma keyfi yaşatıyor. Tarihi olayları ele almasına rağmen aska okurken sıkılmıyorsunuz adeta normal bir roman okuyormuş gibi sürükleniyorsunuz. Sancı kitabına gelecek olursak kitapta 60-70 yılları arasında Türkiye’nin siyasi durumu, okullarda ki anlaşmazlık ve kavgalar, sağ-sol çatışması anlatılmaktadır. Kitabın ana karakteri yine o dönem canice öldürülen Dursun Önkuzu’dur. Dursun Önkuzu özelinde o dönem üniversiteye giden gençlerin içinde bulundukları çatışma, sahiplendikleri ideoloji ve bunun peşinde neler yaptıkları, ülkücülerin milliyetçilik görüşü ve o dönemin iktidar yapısı anlatılmaktadır. Bir eleştiri yapmam gerekirse o dönem sağ ve sol görüşteki öğrencilerin hepsi kayıplar vermiş ve her iki tarafta dışardan baktığınız zaman mağdur durumdadır. Fakat kitapta mağdur tarafı sadece ülkücüler olarak göstermişler. Bence bu bakımdan biraz taraflı. Fakat o dönemi biraz da olsa anlayabilmek, öğrenebilmek için güzel bir kitap. Son olarak kitaptan kendimce çıkardığım sonuç; hayatının hiçbir döneminde uçları körü körüne savunmak senin sonun olabilir, her iki tarafı da anlayıp dinlemek ve orta noktada durmak veya kendi seçtiğin tarafa biraz gitmek gerekiyor. Tamamen uçlarda yaşamak insanı diğer tarafa kör ve anlayışsız kılar… Keyifli okumalar….
SancıEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 20121,172 okunma
Puan vermedi·
Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı? İstemem! Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, Taklalar mı atmalıyım? İstemem! Eksik olsun! Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli? Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret! Eksik olsun! Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı? İstemem! İstemem! Eksik olsun! Korkmak, tükenmek, bitmek… Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek? İstemem! Eksik olsun! İstemem! Eksik olsun! Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek… Tek başına. Özgür olmak.
Cyrano de BergeracEdmond Rostand · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20171,394 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Geleneksel gezi kitaplarını unutun
8/10
·288 syf.··
2026 17. kitabı
Kitap beş bölümden oluşuyor. Bunları sıralı okumanızı gerek yok. Gezmeyi düşündüğünüz yerleri göz önünde bulundurarak okuyabilirsiniz. Ama bu kitabın klasik bir gezi kitabı olmadığını belirteyim. Kitap gidilecek bölge hakkında detaylı bir malumat vermek yerine gezme iştahını arttıracak noktaları anlatıyor. Daha doğrusu hocanın anlatımıyla o şehir ya da ülkedeki merak unsurunu görüyorsunuz. YouTubedaki yemek odaklı hızlıca gidilip gezelim programlarından çok uzakta. Türkiye'deki gezilecek şehirleri okumak bile insanın oraya gitmek istemesine sebep oluyor. Birde geziye zaman ayırmak, gitmeden önce gezilecek yeri öğrenmek gibi tavsiyeler çok güzel. Bu kitap sayesinde benim gibi seyahatten korkan biri 2027 yılı için gezi programı yaptı.
2026 Okuma Raporları
Gel Dünyayı Keşfedelimİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 2024819 okunma
Ömrümüz beklemekle geçiyor, ama kimi?
8/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 14:14
"Hiçbir şeyin olmadığı, hiç kimsenin gelmediği, hiç kimsenin gitmediği bir oyun... Hem de iki kere!" Peki, Beckett bize o çorak arazide, tek bir kuru ağacın altında dikilen Vladimir ve Estragon aracılığıyla aslında ne fısıldıyor? Vladimir (Didi) ve Estragon (Gogo) bir ağacın dibinde Godot adında birini beklerler. Godot kimdir? Tanrı mı, kurtuluş mu, ölüm mü, devrim mi, yoksa sadece bir iş fırsatı mı? Beckett bunu asla söylemez. Çünkü Godot'nun kim olduğu zerre kadar önemli değildir; önemli olan bekleme eyleminin ta kendisidir. Bana kalırsa Godot, bizim hayatımızdaki o kurtarıcı illüzyonudur. "Şu borç bitsin her şey düzelecek", "Şu romanı bir bitireyim hayatım değişecek", "O ilham bir gelsin, her şey yoluna girecek"... Godot, kendi hayatımızın sorumluluğunu almamak için uydurduğumuz o büyük yalandır. Beklemek, eyleme geçme cesareti bulamamanın kılıfıdır öyle değil mi? Oyun boyunca iki karakter sürekli, ama sürekli konuşuyor. Havadan sudan, şapkalardan, dar gelen çizmelerden, havuçlardan... Neden biliyor musunuz? Çünkü eğer susarlarsa, evrenin o sağır edici hiçliğiyle ve kendi varoluşlarının anlamsızlığıyla yüzleşmek zorunda kalacaklar! Tıpkı dış dünyayla, insanlarla, sokağın gürültüsüyle tüm bağını koparıp o rutubetli atölyesine kapanan; sadece önüne konan sahipsiz bir fotoğraf karesindeki donuk yüze bakarak, tuvale o ilk fırçayı vurmak için gaipten bir anlam ya da ilham bekleyen bir zihnin felç hali gibi... Dışarı çıkıp yaşamak çok korkutucudur, bu yüzden beklemeyi (veya kendini izole etmeyi) seçerler. Zaman geçsin diye kelimelerle, boyalarla, küçük ritüellerle kendilerini oyalarlar. "Ama mesele bu değil. Burada ne yapmaktayız, işte bütün mesele bu. Ne mutlu bize ki, yanıtı biliyo­ruz. Evet bu muazzam karışıklığın içinde açık se­çik olan bir şey var: Godot'yu
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010,1bin okunma
Puan vermedi·392 syf.··
2026 55. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 13:50
ÇALINAN KRALİÇE Merhabaalar, film tadında bir kitap ile geldim. Özellikle tarihi yapıları, tarihi eserleri seviyorsanız seversiniz diye düşünüyorum tabi üzerine bir tutam gizem ve gerilim eklenmiş olacak. Yakın zamanda Mısır’a gitmek istediğim için bu kitabı ayrı sarıp sarmaladım diyebilirim. Bu arada dikkat edin kitabı okurken öksürebilirsiniz. Neden mi? Çünkü sizi geçmişin tozlarını içinde tutan Antik Mısır’a götürüyor. Met Gala gibi bir gece düşünün, konumumuz Mısır Sanat Müzesi. Bu arada New York'tayız. Değerli bir eserimiz var bu eser bir anda ortadan kayboluyor. Evet, doğru tahmin ettiniz çalındı. Basit bir hırsızlık olarak görünse de aslında geçmişe uzanan acımasız bir intikamın izlerini taşıyor bu hırsızlık. Çalınan eserin gizemi neydi? Charlotte'ın bu gizemle ne ilgisi vardı? Hepsinin cevabı Çalınan Kraliçe'de saklı. Yazarın kalemine gelelim. Kurgunun New York’tan başlamasına şaşırmamak gerek çünkü Davis, New York temasını kullanmayı çok seviyor. Kitapta modern bir dünyadan çıkıp Antik Mısır’a doğru yol alıyoruz. Burada tarihe ve arkeolojiye değinmiş yazar, açıkçası değinmeseydi benden eksi puan alırdı. Bu şekilde en azından bana göre kurgunun altını doldurmuş. Yan boyama denince aklıma gelen yayınevlerinden bir tanesi prime. Çalınan Kraliçe’nin yan boyaması benim favorim oldu. O Mısır figürlerinin detayları falan gerçekten çok hoşuma gitti, değinmeden edemeyeceğim.
Çalınan KraliçeFiona Davis · Prime Kitap · 202636 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 25. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2026 20:52
AYFER TUNÇ-SUZAN DEFTER Girişi muazzam bir eserrrr ‘’ Ölüm seninle bir anlaşma yapalım.’’ Ölümle bir anlaşma yapsaydınız bu anlaşma ne üzerine olurdu kendime sormadım değil. Bir deftere yazdıklarımız belki de yüzyıllar sonra biri tarafından okunarak o anlar tekrardan yaşanacaktı tıpkı tıpkı ölümsüzlük gibi değil mi? Bir diğer pasajda karakterimiz olan Derya’dan gelsin ‘’Günlüğüme sürekli (‘’’’) den den koyarım hep aynı şeyleri yazarım.’’ Hangimizin hayatı yarınından daha farklı, bazılarımız her günümüzü bugün gibi yaşayalım ister bazılarıysa her yarını dünden daha güzel yaşamak ister. Burada şunu sorgulamak lazım alıştığımız rutin mi huzur verir yoksa daha iyisini bulma korkusu mu? Alıntılardan devam edelim ‘’ Uyuklamak parça parça ölmek uyumaksa yekpare ölüm’’ ne kadarda güzel demiş değil mi? Tüm yaşam boyunca bize biçilen yaşam süresinde uyku süremizi topladığımızda kim bilir kaç sene eder, kaç saat, kaç gün eder. Uyku insanlığın en büyük düşmanlığıdır sanırım. ‘’Her bilgi yalnızlığımı arttırıyor.’’ Ailenizden birinin başka bir ailesi daha olduğunu öğrenseydiniz ne yapardınız? Bunu uzun uzun düşünmek gerek kimden nefret ederdiniz ya da anlayışla mı karşılardınız? Neden ikinci bir aileye ihtiyaç duydu diye sorgulamaya cesaret edebilir miydiniz? Şu alıntının ağırlığı da bir başka idi ‘’ Mirasımdan payımı sattım eski eşimle arama deniz girsin diye Suadiye’deki evi verdim artık aramıza deniz aşırı mesafe var.’’ İlişkinin başında bir saniye uzak kalamadığımız insanlar için ilişkilerin sonunda bunları hissetmenin ağırlığını sanırım hepimiz hissetmişizdir. ‘’Karım evde bukalemun gibi olmamı istiyordu, kitap okuyamıyordum, arada sırada sulanan yaşlı bir saksı gibiydim.’’ Ne kadar ağır dimi bazen bazı evliliklerin bu durumda hala sürdürülmesine çok karşı çıkıyorum hayatta
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma