Bir Kitap Sohbeti - 10
8/10
·256 syf.··
2026 43. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 01:48
✯Bellisperennis✯ ile birlikte okuduğumuz Irvin D. Yalom 'un Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek kitabının söyleşisini siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. ✯Bellisperennis✯ : Müsaade ederseniz öncelikle bir soru sormak istiyorum? Galeyan : Elbette. ✯Bellisperennis✯ : “Yüreğim umutsuzluk içinde; ölümden korkuyorum.” Bu kitapta yer alan alıntıdan yola çıkarak sana bir soru sormak istiyorum. Siz ölümden korkuyor musunuz? Galeyan : Açıkçası ölümden korkmuyorum diyemem, elbette gün bu yaşamın sona ereceği düşüncesi ürpertiyor. Ama ölümden daha çok korktuğum şey ölüm korkusunun hayatımı anlamsızlaştırması. Siz korkuyor musunuz ölümden? ✯Bellisperennis✯ : İnançlarım gereği ölümden hiçbir zaman korkmadım. Benim için ölüm bir son değil, varoluşun başka bir hâlidir. Ancak oğlumun tanı aldığı günden bu yana, yaklaşık üç yıldır ölüm düşüncesi beni korkutuyor. Çünkü ben olmadığımda, özel gereksinimleri olan oğlumun hayatla nasıl mücadele edeceğini ve yaşamını nasıl sürdüreceğini düşünmeden edemiyorum. Galeyan : İnanç, ölümün bir son değil başlangıç olduğu düşüncesi bilgisini elbette sağlar, ama gerçekten bunu içselleştirmek gerçek anlamda ölümü tebessümle karşılayabilmek zor mesele sanırım. Sizin korkunuz ölümden değil, öldükten sonra oğlunuzun nasıl bir hayat yaşayacağı endişesinden kaynaklı. Sanırım bir teslimiyet de burda gerekli, Allah çocuğunuzun da Rabbi. ✯Bellisperennis✯ : Söylediklerinize harfiyen katılıyorum. Ancak bir anne olarak konuya baktığımda, duygularımı her zaman kontrol altına alamıyorum. Yine de bu düşüncelerin hayatımı karartmasına izin vermiyorum. Çünkü ölüm kaçınılmazdır; hepimiz için. Önemli olan, anda kalabilmek ve hayatın bize sunduğu anları yaşayabilmektir. Galeyan : Evet ölümüm varlığı, varlığı anlamsız kılmamalı tam tersine, dediğiniz gibi ölene kadar yaşayabilmek önemli. Peki sizce
Duygu ve Düşünce
Güneşe Bakmak Ölümle YüzleşmekIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20173,384 okunma
6/10
·224 syf.··
2026 50. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 01:43
Başımdaki #rs belasını uzaklaşırmak için hızlı okunan ve kısa yazılmış kitaplar seçmeye başladım. Diğer türlü uzun uzun, stresi bol kitaplar kaldırabilecek bir durumda değilim. Seriyi okudunuz mu bilmiyorum. Miles erkeklerinin aşkı bularak yollarına devam ettiği dört kitaptan oluşan bir seri. Hepsi keyifle ve hızla okunuyordu. Bu kitapta onların mutlu sonlarının da mutlu sonu olarak karşımıza çıkıyor. Bakalım daha nekadar mutlu olabilirler sorusunun cevabı gibi. Epilogların bir araya gelmesiyle oluşturulmuş. Tabii benim gibi yalnız bir tipin sinirini bozduğunu söylemek istiyorum. Jameson adamım inan bana senin yerine o arınma kampına ben gitmek isterdim. Serilerde favorim Tristan bebeğimdi. Gerçi hepimiz kabul edelim Miles erkekleri tam da sevmek için yaratılmış gibiydi. Hepsi ukala, zengin, zuppe, is kolik gibi duruyorlar ama aşık olma halleri efsane. Bir kere sevmek ve tam sevmek.. Nasip olur mu be? Kitap doğum ve çocuk büyütme kılavuzu gibiydi. Doğuran doğurana. Bakın abarttığımı düşünmeyin. Okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır. Yalan yok ben de kitaplar bittikten sonra acaba şu an neler yapıyorlar diye bazı karakterleri merak ederdim. Ancak artık çok da gerek olduğunu düşünmüyorum. Hepsi mutlu keyifli ve bol çocuklu. Kate olayını bir anlamadım ve gereksiz buldum. Onun dışında hani olsada olur olmasa da olur kitabı gibi bir şeydi. Okumak bir şey katmadı (bolca doğum okumak dışında), okumamakta bir şey eksiltmez gibiydi. Yinede karakterleri özlemişim. Tristan adamım gerçekten bir yerlerde varsan beni bul! Şimdi yalan yok az öncede söyledim tüm Miles erkekleri süperler. Sonuç itibariyle ortalama bulduğum bir kitaptı. Kitapta yetişkin içeriğe yer verildiğinide söyleyip kaçayım!
1000Kitap
Mutlu SonT.L. Swan · Martı Yayınları · 2025180 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.
9/10
·48 syf.··
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 12:46
Neden toplum olarak “bir anda popüler olan” şeylere yöneliyoruz? Neden bundan 18 yıl önce yazılan Masumiyet Müzesi, 18 yıldır hiç olmadığı kadar okunuyor ve bütün satıcıların çok satanlar listesinde? Neden akışım Masumiyet Müzesi ile dolu ve neden bu derginin kapağında Masumiyet Müzesi var! Bir şeyleri keşfetmemiz için dillere düşmesi mi gerek? Az bulunan incelikleri keşfetmek için mücadele vermek daha keyifli değil mi? Aynı şeyi Kral Kaybederse ile de yaşamıştık, kimsenin yüzüne bakmadığı kitap bir anda farklı kapaklarda vitrinlerde poz veriyordu. Hiç olmadığı kadar popülerdi üniversite yıllarımda Kürk Mantolu Madonna, sırf o yüzden okumak için beklediğimi biliyorum yıllarca. İsterdim ki bir diziyle değil, kitap eleştirileriyle, edebi bir yolculukla keşfedelim okuyacağımız eserleri. O kıvılcım bizden gelsin! İşte o zaman, gün gelir de dizisi/filmi çıkarsa önceden keşfetmenin verdiği haz paha biçilemez olur! #241583839 “Artık günümüzde Kadınlar Günü çoğunlukla burjuvalar arası bir hediye alışverişi, orta sınıf için bir ‘piyasa canlandırıcı’, işçi kadınlar içinse sadece takvimde sıradan bir gün.” Dündü değil mi? Bitti! Hediyelerle kutlandı, sosyal medyaya story dediğimiz şeylerden atıldı, o gün bile gerçekleşen kadına şiddet olayları ve kadın cinayetleri sümenaltı edildi. Peki ya bugün ve geriye kalan günler? İsterdim ki o güne yönelik duyarlılık etkinlikleri gerçekleştirilsin, konferanslar verilsin, bir gün olsun kitle iletişim araçlarında psikologlar, sosyologlar sahne alsın! Dün alınan çiçekler bugün soldu, dün var olan kadınlar bugün öldü, tıpkı önceki günlerde ve ondan önceki günlerde ölenler gibi. “Çünkü her sevgide biraz da cinayet bulunur,” diyor Edip Cansever, sevmeyin kadınları ve çocukları böyle sevecekseniz eğer. “Artık en büyük korkumuz
Dergi
Kafa Dergisi - Sayı 138 (Mart 2026)Kafa Dergisi · Kafa Grup Yayıncılık · 2026141 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 11:48
İran edebiyatının önemli eserlerinden olan fakat İran’da basılması hala yasak olan bu eser, bana oldukça ağır ve derin geldi. Kitabı anlamak için yarısından tekrar başa alıp tekrar okudum. Okudukça Schopenhauer’ın karamsarlığını gördüm eserde. Sadık Hidayet’in hayatına bakınca kendisinin 20 li yaşlarda intihar girişiminin başarısız olduğunu, 48 yaşında intihar ederek öldüğünü öğrendim. Hayata hep karamsar bakan ve bu sebeple hayatı anlamlandıramayan yazar, kitapta öldükten sonra başka bir dünyaya gitmek istemediğini çünkü daha bu dünyayı çözemediğini ifade eder. Kitabı anlamak için o buhranı, psikolojik karamsarlığı hayatınızın bir döneminde yaşamış olmanız gerekiyor. Bence bir kez değil ara sıra açıp okuyup tekrar tekrar ne hissettiğini sorgulamalı insan. Kitabın gerek dilinden gerekse kullanılan betimlemelerin ağırlığından dolayı bu gerekli diye düşünüyorum. Kitap iki farklı hikaye gibi veya bir kişinin iki farklı kişiliği gibi diyebiliriz. Başta bir kadına tutunan onu karanlık hayatında bir ışık olarak tasvir eden adamın duygu derinlikleri işlenirken ikinci kısımda kendisiyle hiçbir zaman birlikte olmayan adamın eşi hakkındaki duyguları ve acısı dile getirilir. Belki de tüm bunlar ölümün gölgesi üzerine çökmüş adamın zihnindeki son hatıralardır. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere “baykuş” ölümü hatırlatır. Başına eklenen “kör” sıfatı ise bana göre gerçekleri zihnin oyunları ile, bilinçaltının yoğunluğunda gören ölümü bekleyen derin bir adamı çağrıştırır.
Kör BaykuşSadık Hidayet · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202436,6bin okunma
Doğu Türkistan Seyahatnamesi
10/10
·256 syf.··
2026 13. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2026 12:43
Doğu Türkistan; garip kalmış, sesleri bastırılmış, inançlarından, kimliklerinden uzaklaştırılmış bir coğrafyanın adı.. Biliyoruz orda bir zulüm var hem de profesyonelce ama insanın bazı şeylerle yüzleşmesi biraz daha ağır olur ya hani, yüzleşirken kahrolduğum yalnız kardeşlerimizi gündemimizde tutup daha çok konuşmamız gereken bir mesele olduğunu idrak ettim. Taha Kılınç; Çin’deki bu zulüm rejimini görmek ve kardeşlerimizin konuşamayan dili olmak için yola çıkıyor. Hepimizin sorumluluğunda olan bu vicdani meseleyi bire bir gözlemleyerek,gördüklerini ve yaşadıklarını bütün saydamlığıyla biz okurlarına ulaştırıyor. Bu kadar da olmaz denecek her şeyin fazlasıyla olduğu bir yolculuk. Camiye gitmek için pasaport kontrolüne maruz kalan başka bir coğrafya var mıdır? Kitaba Ramazan öncesi başlamıştım,Uygurlu kardeşlerimizin inançlarından nasıl koparıldıkları, camilerinin mühürlendiği, ezanın susturulduğu, Ramazanın yaşanmayışı beni kahretti. Öyle kahrolası bir rejim ki, insanları inançlarından tamamen soyutlandırmak için evlerine görevliler yerleştirecek kadar alçakça. Oruç tutmamaları için devriye gezen memurlar var. İnsan bunca zorluğa karşı nasıl direnebilir? Okulda, evde, sokakta İslamı görmeyen çocuklar onu nasıl bilecek, bilse nasıl muhafaza edecek bunlar kalbimizi paramparça eden gerçekler. Şimdi Ramazan ayındayız, tarihin en güzel ramazanını yaşıyor ülkemiz. Okullarda, sokakta her yerde büyük bir heyecanla. Kardeşlerimizi düşünüyorum; inançlarını yaşayamayan, ramazana, oruca bu coşkuya hasret bırakılan. Ve biliyorum İslamı yenen hiç kimse olmadığını, zulm ile abad olanın ahirinin berbat olduğunu. Daha fazla konuşmamız, gündemimiz de tutmamız, boykot yapmamız gerek. Bu mübarek günler hürmetine Rahman bu iğrenç ideolojiyi yıksın, özgürlüğüne kavuştursun prangalar
Alıntı
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,112 okunma
Atticus ve Sistem Sorunu
Puan vermedi·360 syf.··
2026 4. kitabı
Bir çocuk perspektifinin nahifliğiyle yazılmış olan romanı okurken de olaylara bir çocuk gibi bakmak gerekir. Bu konuda Scout Finch bize oldukça yardımcı oluyor. Okura kolayca geçen durumları bir çocuğun gözleriyle yorumluyor ve çocuk tepkileri veriyor. Roman içinde karakterlerin farkındalık zannettiği pek çok an oluyor ve adeta bir sonraki sahnelerle bu farkındalıklar sürekli kırılıyor. Çocukluğun en güçlü terimi oyun'dur. Oyun esasen hayatımız boyunca devam eden bir süreç. Birisi cübbesini giyiyor ve avukat bey oluyor, bir diğeri copunu alıyor ve polis oluyor. Diğeri size iğne yapıyor ve ona hemşire diyoruz. Bizler de oyunda üzerimize düşen görevi üstleniyoruz ve oyunu bozmadığımız sürece ceza almıyoruz. İnceleme içinde bazı spoiler kısımlar olabilir. Bu sebeple kitabı okuduktan sonra buraya dönmeniz daha sağlıklı olur. Hikayemiz 1930'lar Amerika'sında güneyde geçiyor ancak bugün bile güneyde Amerikalılar benzer perspektiflere sahiptir (İkinci ağız ve dünya haberleri üzerinden bir fikir). Karakter karakter ele almaktansa tema tema ele almayı deneyeceğim. Dolayısıyla kronolojik atlamalar yapabilirim. BÜLBÜL: "Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır ambarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir/şarkı söylemektir. İşte bu yüzden bülbülleri öldürmek günahtır." Kitabın arka kapağında ve ilgili yerde yazan bülbül meselesi işte bu. Bülbül basitçe kendinde varoluştur ve masumiyeti temsil eder. Roman özelinde bunu iki karakterde cisimleştiriyoruz. İlki birinci kısmın çocuklar üzerinde durduğu Arthur Radley -çocukların deyimiyle Öcü Radley- ve ikincisi de kitabın ikinci kısmının ana ekseni olan Tom Robinson. Öcü Radley basitçe çocukken yaptığı yaramazlıklar
Edebiyat
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Epsilon Yayınevi · 202088,7bin okunma