Doğu Türkistan; garip kalmış, sesleri bastırılmış, inançlarından, kimliklerinden uzaklaştırılmış bir coğrafyanın adı..
Biliyoruz orda bir zulüm var hem de profesyonelce ama insanın bazı şeylerle yüzleşmesi biraz daha ağır olur ya hani, yüzleşirken kahrolduğum yalnız kardeşlerimizi gündemimizde tutup daha çok konuşmamız gereken bir mesele olduğunu idrak ettim.
Taha Kılınç; Çin’deki bu zulüm rejimini görmek ve kardeşlerimizin konuşamayan dili olmak için yola çıkıyor. Hepimizin sorumluluğunda olan bu vicdani meseleyi bire bir gözlemleyerek,gördüklerini ve yaşadıklarını bütün saydamlığıyla biz okurlarına ulaştırıyor. Bu kadar da olmaz denecek her şeyin fazlasıyla olduğu bir yolculuk.
Camiye gitmek için pasaport kontrolüne maruz kalan başka bir coğrafya var mıdır?
Kitaba Ramazan öncesi başlamıştım,Uygurlu kardeşlerimizin inançlarından nasıl koparıldıkları, camilerinin mühürlendiği, ezanın susturulduğu, Ramazanın yaşanmayışı beni kahretti.
Öyle kahrolası bir rejim ki, insanları inançlarından tamamen soyutlandırmak için evlerine görevliler yerleştirecek kadar alçakça. Oruç tutmamaları için devriye gezen memurlar var. İnsan bunca zorluğa karşı nasıl direnebilir? Okulda, evde, sokakta İslamı görmeyen çocuklar onu nasıl bilecek, bilse nasıl muhafaza edecek bunlar kalbimizi paramparça eden gerçekler.
Şimdi Ramazan ayındayız, tarihin en güzel ramazanını yaşıyor ülkemiz. Okullarda, sokakta her yerde büyük bir heyecanla. Kardeşlerimizi düşünüyorum; inançlarını yaşayamayan, ramazana, oruca bu coşkuya hasret bırakılan. Ve biliyorum İslamı yenen hiç kimse olmadığını, zulm ile abad olanın ahirinin berbat olduğunu. Daha fazla konuşmamız, gündemimiz de tutmamız, boykot yapmamız gerek. Bu mübarek günler hürmetine Rahman bu iğrenç ideolojiyi yıksın, özgürlüğüne kavuştursun prangalar