Günümüzün Gerçeği
Reklamlar beni, arabaların ve giysilerin peşine düşürdü; ihtiyacım olmayan şeyleri satın alabilmek için nefret ettiğim işlerde çalışıyorum. Hayattan ne bir beklentim ne de bir hedefim var. Ne büyük bir savaş yaşıyorum ne de büyük bir buhran. Benim savaşım ruh dünyamla; benim buhranım kendi hayatım.
Alıntı
958
durağan olmayan zaman içinde renkler değişiyor hikayeler değişiyor duygular düşünceler değişiyor ve nihayetinde bütün giysilerinden azade insan değiş(m)iyor Cevahir 📝📸 11/6/2026
İnsan
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sümer Tabletlerinden:
​İnsanoğlu yaratıldığında, ​Ekmek yemeyi bilmiyorlardı, ​Giysiler giymeyi bilmiyorlardı, ​Bitkileri koyunlar gibi ağızlarıyla yerler, ​Suyu bir çukurdan içerlerdi. Tüm bedeni kıllarla kaplıydı, Kafasındaki saçlar bir kadıninki gibi uzundu... Ne halkı ne diyarı bilirdi; Yeşil otlaklardaymış gibi giyinirdi; Ceylanlarla birlikte otlar; Su çukurlarında, vahşi hayvanlarla itişip kakışırdı; Sudaki kıpır kıpır oynayan yaratıklarla kalbi neşe dolardı. Şimdi, tuzak kuran bir avcı, onunla su çukurunda karşılaştı. Avcı onu gördüğünde, yüzü hareketsizleşti... Yüreği daraldı, yüzü bulutlandı, karnı üzüntüden büzüldü. Kazdığım çukurları doldurdu, kurduğum tuzakları bozdu; stepin hayvanları ve yaratıkları onun yüzünden elimden kaçtı.
İnsan ve Hayat
Bazı suskunluklar kırgınlıktan değil, anlaşılmamanın yorgunluğundan doğar. Dinleyeni olmadığında değil, Anlayanı olmadığında Sessizleşir insan... Sözünü kıymet bilmeyene harcayan, Sonunda kendi içine çekilir. Zira ruh, idrak edilmeyen cümlelerde üşür. Her kelimesi derinden tartılmış, hakikatli bir serzeniş... İnsan en çok da sesinin yankısız kalmasından, kelimelerinin karşı tarafta bir kıyıya çarpıp paramparça geri dönmesinden yoruluyor. ​Bağırmak, öfkelenmek ya da kırılmak bir bağ kurma çabasıdır aslında; hâlâ umut olduğunun, bir şeylerin onarılabileceğine dair inancın göstergesidir. Oysa bu bahsettiğiniz sessizlik, o inancın usulca elini eteğini çekmesidir. Bir nevi ruhsal bir inziva... Ruhun üşümesi… Ne muazzam ve ne kadar sarsıcı bir tasvir. Kelimeler insanın kalbinden sıcak birer nefes gibi çıkar; fakat çarptığı yürekte bir yankı, bir sıcaklık bulamadığında donar ve sahibine buz gibi geri döner. İnsanın kendi cümlesinde gurbette kalmasıdır bu. ​Sözü ziyan etmemek, onu bir emanet gibi taşımak ve sadece değerini bilene ikram etmek gerekir. Aksi hâlde her boşa giden kelime, insanın ruhundan kopan bir parça gibi eksiltir içimizi. Sizin de buyurduğunuz gibi, son kapı hep o kendi içine çekiliş olur. Çünkü insan bilir ki, içerideki o sessiz liman, dışarıdaki sağır kalabalıklardan çok daha korunaklı ve çok daha sıcaktır. ​Ruhun İnzivası: İdrak Edilmeyen Cümleler ​Sözün İsrafı: İdrakten yoksun kulaklara fısıldanan her derin cümle, çöle ekilen bir tohum gibidir; ne yeşerir ne hayat bulur. ​İçsel Sığınak: Kendi içine çekilmek bir kaçış değil, aksine ruhun kendi sıcaklığını koruma içgüdüsüdür. ​Hakiki Vefa: İnsanın kendi kelimelerine ve hissiyatına göstereceği en büyük vefa, onları değersizleştirecek iklimlerden uzak tutmasıdır. ​Kelimeler ruhun giysileridir.
1000Kitap
İnsanların Giydiklerine, Bindiklerine, Oturdukları Eve, Taktıkları Takıya Değil Sadece İNSANA Değer Verin Gerçek Yaşanmış Bir Hikaye Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör’ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti… Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı.. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu.. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; “Bekleriz” diye mırıldandı… Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadanmasasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. “Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok” diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu.. Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti. Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard’da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kabetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. “Madam” dedi, sert bir sesle, “Biz Harvard’da okuyan ve sonra vefat eden herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner…” “Hayır, hayır” diyerek haykırdı yaşlı kadın.. “Anıt değil… Belki, Harvard’a bir bina yaptırabiliriz”. Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, “Bina mı?” diyerek tekrarladı, “Siz bir binanın kaça
tanrının ağzından evrenin hikayesi, şeytanın günlüğü, ilahi komedya cehennem, rahel tanrıyla hesaplaşıyor. Bu bir klasör. Bunlar aynı klasöre koyduğum kitaplar. Evet ben bunları aynı klasöre koyuyorum. Bu kitaplarda geçen bazı cümleler ve onların hissiyatları zihnimde dolanıyor. Bir kelime arıyorum. Bir kelime arıyorum. Bulamıyorum. Kelimelerim kayıp. Elde olanlarla saçma sapan bir çorba yapabilirim belki de. Mutfakta malzeme olmayınca yapılan saçma yemekler misali. Tanrının ağzından evrenin hikayesi. Ne zaman okudum? Çok oldu, yıllar önceydi. Kaybolmuş bir tanrı. Bebek bir tanrı. Büyüyen bir tanrı. Kendine oyuncaklar yapan bir tanrı. Ve de daha birçok şey. Kimin aklına gelirdi ki tanrıyı bir bebek olarak yazabilmek? Hadi diyelim aklına geldi. Bunu yazmaya cesaret etmek? Tamam yazdın da! Bir de bu yazıyı bitirebilmek... Bunu yapan zihni neden merak etmedim? Bakmam gerekirdi, fotoğraflarına, hayatına, ne yaptığına ne yapmadığına. Dante'nin cehennemi :) Orgazm yaşatan bir fikir bu. Bir cehennem kurdu ve şekillendirdi. Yetmedi bizi orada yolculuğa çıkardı. İçerisindeki resimlerden de söz etmek bile istemiyorum. O cehennemde kaç kişi vardı, isimleri neydi? Ahh çoğu uçtu kafamdan. Ama Dante bizim coğrafyamızda yaşayan, bu çağda var olan biri olsaydı... Nasıl olurdu o zaman cehennemi? Kimler olurdu içinde? Tiktok fenomenleri olur muydu acaba ^^ Şaklabanlığın lüzumu yok. Herkesin kafasında oluşturduğu cehennem farklı, herkesin o cehenneme koyacağı eziyet seviyeleri farklı, herkesin o seviyelere layık olacağına karar verdiği cehennem zebanileri kolektifi ve cehennem ehli farklı. Eh çünküüüü... David Eagleman imdat! Evet çünkü: -''İnsanlarla yaptığınız günlük konuşmalardan kültür birikimimize kadar, yaşamınız boyunca kazandığınız bütün deneyimler, beyninizdeki mikroskobik