Agnes o an çocuğunun acısından başka her şeye dayanabileceğini anlıyor. Ayrılığa, hastalığa, darbelere, doğuma, yoksunluğa, açlığa, haksızlığa, dışlanmaya katlanabilir ama bu: çocuğunun ölen ikizine bakışı. Kardeşinin ardından hıçkıra hıçkıra ağlayışı. Çocuğunun acılar içinde kıvranışı. Agnes'ın gözlerinden ilk kez yaşlar boşanıyor. Yaşlar ansızın gözlerine doluyor, görüşünü bulandırıyor, yüzünden, boynundan aşağı akarak önlüğünü ıslatıyor, giysilerinin altına sızıyor. Yalnızca gözlerinden değil, vücudundaki bütün gözeneklerden çıkıyorlar sanki. "Hayır, bir tanem, dönmeyecek," derken, bütün benliğiyle oğlunun, kızlarının, orada olmayan kocasının, hepsinin hasretini çekiyor, onlar için yas tutuyor.
Yine merakıma yenilip farklı bir kıyafeti sandıktan çıkardım. Elime alır almaz gömlek ve ceketin kolları boyuma göre uzadı. Pantolonun beli ve dizleri genişledi. Her şey bir anda değişmeye başladı ve bu değişim çok hızlı oldu. Fark ettiğim, içimde gizli duran, ters, aksi, saldırgan mendebur bir adamın yüzeye çıkmaya çalışmasıydı. Vücudum dikleşti, ben kuvvetlendim. Biraz da gerildim ve ne olacağını önceden kestiremediğimden işim zorlaştı. Güce kavuşuyordum. Her zaman arzu ettiğim gibi güçlü biri oluyordum. Giydiğim kıyafetten olduğunu hemen anladım ancak o giysilerin tılsımı beni çoktan bir başka kişiye çevirmişti. İçimde olmayan bir şey açığa çıkamazdı. Ben bu muyum demekten kendimi alamayıp bir süre sorguladım. Giydiğim kıyafet, içimde bekleyen bir başka kişiliği açığa çıkarmıştı.
Sayfa 143·Kitabı okuyor
Reklam
Bir gün ülkemize garip bir yabancı geldi. Bir keşiş, bir gezgin ya da bir derviş. Yaşı belirsizdi. Ve üstün­de bilinmeyen bir zamana ait giysiler. Kireç badanalı ko­nuk evimizde, sırtını pencerenin güz ışığına yaslayarak oturdu ve su içti. Gözleri tuhaf bir ışıkla parlıyordu. İki zamanlı ölü dillerden biriyle konuşuyordu. Ölü dillerin gelecek zamanı yoktur. Güçlükle anladık. "Size bir sır vermeye geldim," dedi. Kulak kesildik. "Boşuna uğraş­tınız bunca zaman, duvarı aşabilmek için. Ben aşmadan gittim oraya. Eski yollardan ve çok uzun sürdü. Daracık geçitlerden, uçsuz bucaksız vadilerden, su yollarının ka­ranlıklarından geçtim. Sonunda ulaştım duvarın arkasına. Gördüklerimi sizler de bilesiniz istedim ..." Durdu. Bir yudum su daha içti. Ve sözcüklerin üstüne basa basa şun­ ları söyledi: "Orada da bir halk var. Tıpkı sizin gibi. Ve hepsi dönmüş, sizin aşmaya çalıştığınız duvara bakıyor­lar..."
Sayfa 7
Dostoyevski Türklerden bahsetmeden yapamaz elbet
Bay Golyadkin, uykularında bile Tanrı'nın adını ağızlarından düşürmeyen Türklerin bir anlamda doğruyu yaptığını söyledi. Bazı alimlerin Türklerin peygamberi Muhammed hakkında attıkları iftiralara katılmadığını ve onun kendi çizgisinde önemli bir politikacı olduğunu söyleyen Bay Golyadkin, konuyu bir derlemede okuduğu Cezayir'deki ilginç berber dükkanına getirdi. Misafir ve ev sahibi Türklerin saflığına oldukça güldüler; ama afyonun etkisiyle şahlanan fanatikliklerini övmeden geçemediler... Yatma vakti gelince misafir giysilerini çıkarmaya başladı ve iyi yürekli Bay Golyadkin, adamcağızın içinde düzgün bir kıyafet olamayabileceğini düşünüp onu daha da utandırmamak ve kısmen de Petruşka'yı yoklamak, ağzını aramak ve eğer yapabilirse herkesi mutlu görmek için onu neşelendirmek amacıyla diğer bölmeye geçti. Bay Golyadkin'in içinin Petruşka konusunda hala rahat olmadığını belirtmek gerek.
Sayfa 74 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat & Roman
Millie'yi bilmem ama ben böyle düşünmüştüm
Hatta Millie'nin yıkaması için bir sürü erkek kıyafeti bile almıştım. ( Gerçi ilk gün aptal gibi onları karıştırmayı unutmuştum. Eminim bizim kirli giysilerini katlayan ruh hastaları olduğumuzu düşünmüştür.)
Sayfa 257·Kitabı okudu
Başlık (renklerin hissettirdiklerine inanır mısınız?)
Zamanın, ateşin ve ölümün Boyası beyaz. Aşkın, yalanın, kinin rengini Kırmızı yaz. Düşlerin, sevi'nin ve saygının giysilerini Maviye boya. Yoksulluğun, umutsuzluğun ve ayrılık gömleğini Kara çiz.
Sayfa 380·Kitabı okuyor
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam