Dizisini daha önce izlediğim için Nalan ile ilgili bölümleri okurken o terapi koltuğunda Burcu Biricik vardı sanki:)Nalan,annesi bildiği aslında anneannesinin çocukluğu boyunca yaptığı baskıları,uğradığı psikolojik şiddetleri anlatırken de Nur Sürer göz kırptı bir köşeden.Yani onları konuşturdum adeta :) Nalan’ın fanusta büyütülmesi,çocukken hep odasının camının kenarından başka hayatları izleyerek hayata dahil olmaya çalışması çok üzücü.En çok sevgisiz,ilgisiz ama çok iyi şartlarda büyütülmüş,okumuş başarılı bir mimar olan Nalan’ın çocukluğunda göremediği ilgiyi biraz olsun alabilmek için kumalığı bile kabul etmesine,bunu sindirmesine üzüldüm.En çok da Hayri’ye kızdım.Kadınlarla ilgili düşüncelerinden,amaçsızlığından dolayı…Hayat yaptıklarının bedelini erken yaşta ödetmiş ona ve kitabın sonunda büyüdüğü ortamı düşününce Hayri’ye de hak veriyor insan,onunla da barışıyor,herkes haklı diyor.
…
Kader motifi kavramı Budayıcıoğlu’nun dizileri ve kitapları sonrası yazarla temas eden tüm insanların hayatına girdi ve insanlar artık davranışlarının nedenini bir nebze biliyorlar.Bu konuda kazandırdığı farkındalık ve bilinç için de yazarı kutluyorum.
…
Yazarın bundan önce okuduğum 4 kitabına göre yazı karakteri ve harf boyutlarıyla mı alakalı bilmiyorum ama bu kitabı çok daha hızlı aktı.Ayrıca yazarın yer yer kendiyle konuşuyormuş gibi doğal anlatımı ve kendisiyle dalga geçmesi okurken gülümsetti. Tüm kitapta Nalan ve Hayri ile yapılan görüşmeler anlatılıyor ama arada Zeynep adında ailesinin zoruyla yanlış bir karar alıp istemediği bir kişiyle evlenen ve pişman olan bir avukat kadının yaşadıklarına da yer verilmiş.Kitabın son iki bölümü sürpriz oldu.Nalan’ın yıllardır resim dersi aldığı ressamın babası çıkması ve son bölümde doktoruna bıraktığı ince hediye ve yazdığı mektup çok