Gizem

Eğer senden bir tane daha varsa, sen gerçekten kimsin?
8/10
·308 syf.··
2025 24. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 00:44
Klasik Saramago üslubu (uzun cümleler, alışılmış noktalamanın dışına çıkan anlatım) okumayı zaman zaman güçleştirse de, romanın akışı hiç kopmaz. Aksine, okurun karakterin zihinsel karmaşasını anlaması için güzel zemin hazırlar. (SPOİLER İÇERİR) Roman, tarih öğretmeni Tertuliano Máximo Afonso’nun televizyonda kendisiyle birebir aynı olan bir adamı görmesiyle başlayan varoluşsal kabusu anlatır. Tertuliano silik, içe dönük, hayata karşı pasif bir karakterdir. Karşısına çıkan kopya ise onun bastırdığı benliğinin somutlaşmış hâli gibidir. Bu karşılaşma, yalnızca fiziksel bir benzerlik değil; kimliğin, özgünlüğün ve “ben” olma ayrıcalığının sorgulanmasıdır. Tertuliano’nun sık sık dehşete kapılması tesadüf değildir. Çünkü roman açık bir mesaj verir: İnsan kendisini bile rakip olarak görmek istemez. Kopya, onun yerini alabilecek biri olma ihtimaliyle en temel korkuyu tetikler. Eser, felsefi göndermelerle de derinleşir. Bir tane örnek vermek gerekirse Platon’un idealar kuramında asıl değerli olan ideadır, kopya ise değersizdir. Saramago bu düşünceyi ters yüz eder; ortada iki kopya vardır ve “asıl” olan belirsizleşir. Romanın sinema uyarlaması olan Enemy, birebir bir uyarlama olmasa da temel meseleleri ve kilit olayları başarılı biçimde yansıtmış. Film, farklı metaforlar ve simgelerle hikâyeyi desteklerken, romanın yarattığı atmosferi başka bir boyuta taşımış. İzlerken keyif aldığım gibi, birçok noktanın zihnimde daha net oturmasını da sağladı. İzlemenizi öneririm.
Edebiyat
Kopyalanmış AdamJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20143,725 okunma
Reklam
Charlie’ye Kucak Dolusu Şefkat
9/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2025 21:10
Bir kuyudan çıkıp yeniden o karanlığa dönmek zorunda kalmak… Hem de hayatı yeni yeni keşfetmeye başlamışken. Algernon’a Çiçekler tam olarak böyle hissettiren bir roman benim için. Düşük zekâ seviyesine sahip Charlie’nin hikâyesi; ama basit bir hikâye değil, insanın içini sessizce parçalayan türden. Uzun zamandır bu kadar etkisinde kaldığım bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. (SPOİLER İÇERİR) Charlie’nin dünyasını onun kendi kelimeleriyle, günlükleri aracılığıyla okumak tarifsiz bir deneyimdi. Başlangıçtaki yazım hatalarından zihninin dönüşümüne kadar her ilerlemesine tanıklık etmek heyecan vericiydi. O büyüdükçe, öğrendikçe, fark ettikçe ben de onunla birlikte sevinip onunla birlikte üzüldüm. Ama en çok da insanların tavırlarının nasıl değiştiğini görmek dokundu. Toplumun empati yoksunluğu, özel bireylere karşı duyarsızlığı ve kimi zaman acımasızlığı beni öfkelendirdi. Bazı sayfalarda Charlie’yi kucaklayıp “Yalnız değilsin” demek istedim. Bu da yazarın güçlü kaleminin bir sonucu. Ailesiyle yüzleşme kısmı ise içimde ayrı bir düğümdü. Toplumun “normal” kabul ettiği kalıplar yüzünden Norma’nın okulda maruz kaldığı psikolojik baskı nefretini Charlie’ye yöneltmesine neden oluyor; annesi ise bu baskıların altında çocuğundan vazgeçiyor. Yıllar sonra geriye, bunamış bir anne ve hayatın ağırlığını tek başına taşıyan bir kardeş kalıyor. Ne ironik, değil mi? En çok kaçtığımız şeyler bir gün elimizde kalıyor. Ve kitabın belki de en vurucu yanı: Aptalken mutlu olan Charlie, zekâ kazandıkça farkındalıkla birlikte mutsuzluğu da büyütüyor. Bazen biz de hayatta böyle değil miyiz? Canımızı acıtacak gerçekleri görmemek için “aptala yatmak” dediğimiz o konforlu körlüğe sığınmıyor muyuz? Başarı, bilgi, bilinç… Güzel, ama ağır. Çünkü fark etmek acıtır. Ve her ne kadar çabalasak,
Edebiyat
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma
8/10
·368 syf.··
2025 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 13:13
Körlük, insanlığın karanlık yanları, kırılganlığı ve yok oluş ile umut arasındaki ince çizgi...  İsimsiz insanların yaşadığı isimsiz bir şehirde başlayan körlük salgını, aslında sadece fiziksel bir görme kaybını değil; insanlığın içindeki merhamet, empati ve vicdanın da nasıl yok olabildiğini gösteren güçlü bir metafor. Körlükle birlikte kaybolan insani duyguların yerini bencillik, vahşet ve kontrolsüz içgüdüler aldığında, insanların sınırları ne kadar kolay aşabileceğini görmek rahatsız edici ama gerçekti.  Karantina sürecinde yaşanan psikolojik baskı ve çaresizlik, bana göre romanın en unutulmaz tarafı. Bu bölümlerin uzun süre aklımda kalacağını düşünüyorum; çünkü yazar, insanın hayatta kalma içgüdüsünün ne kadar güçlü ve aynı zamanda ne kadar tehlikeli bir silaha dönüşebileceğini çok etkileyici bir şekilde aktarmış. Karakterlerin taşıdığı sembolik özellikler romanı daha da anlamlı kılıyor. Doktor, liderlik ve akılcı yönüyle düzen arayışını; doktorun karısı umut, zekâ ve insanlığın son kırıntılarını; siyah gözlü kız ahlak ile çaresizlik arasındaki ikilemi; ilk kör olan adam dünya malına tapan bencil yapıyı simgeliyor. Kilise metaforu hoşuma giden bir bölüm olduğu için değinmeden geçmek istemedim. Kilise sahnesinde gözleri kapalı azizler, körlüğün sadece insanlara değil, toplumun inanç ve ahlaki temellerine bile yayıldığını gösteren güçlü bir sembol. Bu görüntü, ahlakın, inancın ve yol göstericiliğin işlevsiz kaldığını; insanlığın artık hiçbir otoriteye tutunamayacak kadar karanlığa gömüldüğünü anlatır. Not: Teknik açıdan yazarın dili ilk başta alışılmadık gelebilir; uzun paragraflar ve yoğun virgül kullanımı zorlayabiliyor. Fakat ilerledikçe bu anlatım tarzı, romanın atmosferine uyum sağlıyor ve hikâye daha akıcı bir hâl alıyor.
Edebiyat
KörlükJosé Saramago · Can Yayınları · 2015132,1bin okunma
BİR KLİŞEDİR AMA AŞKTA GURUR OLMAZ
9/10
·424 syf.··
2025 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2025 18:09
Dönem dizi, filmlerini hep sevmişimdir ama bu türün bir kitabını ilk kez okuma fırsatım oldu. Gurur ve Önyargı’ya başladığım andan itibaren adeta Regency İngiltere’sinin içine çekildim. Ziyafetler, müzikli dans baloları, fayton yolculukları, uzun mektuplar… Hepsinde sahneleri gözümün önünde canlandırarak okudum ve bu beni inanılmaz içine çekti. Austen’in dili o kadar akıcı ki roman hiç zorlamadan sürüklüyor.(Yer yer isimler konusunda sıkıntı yaşamamı saymazsak.) Romanın en güçlü taraflarından biri, dönemin toplumsal yapısının getirdiği cinsiyet rolleri ve sınıf farklarını açıkça göstermesi. Kadınların miras hakkı olmaması, ekonomik bağımlılık nedeniyle “saygınlık” kazanmak için evliliğe mecbur bırakılmaları, kitabın temel eleştirilerinden biri. Austen evliliği asla idealize etmiyor; çoğu evlilik kararı toplumsal zorunluluklar ve çıkar ilişkileri etrafında şekilleniyor. Bu açıdan roman hem dönemine ışık tutuyor hem de toplum düzenini ince bir ironiyle sorguluyor. Karakterlere geldiğimde en çok Elizabeth ve Darcy’nin ilişkisinin gelişimini okumaktan keyif aldım. Darcy’nin soğuk, gururlu duruşu ile Elizabeth’in bağımsız, alaycı ruhu arasındaki çekişme ve sonrasında kendilerini sorguladıkça olgunlaşan hisler, romanın belki de en büyüleyici kısmı. İkisi arasındaki dönüşüm hem duygusal hem gerçekçi yazılmış. Ama bazı karakterler için açıkçası ben bile yer yer utandım. Mr. Collins’in durmaksızın kendini övmesi, Wickham’ın arsız yalanları, Mrs. Bennet’in her ortamda yersiz konuşması ve sosyal dengeleri tamamen kaçırması, romanın komedi damarını ve Austen’in ince mizahını güçlendiriyor. Kitabı bitirir bitirmez filmini de izledim. Birçok sahne romana sadık, atmosfer güzel yansıtılmış. Ama elbette 2 saate bir romanın tamamını sığdırmak mümkün değil; bazı ayrıntılar
Edebiyat
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202598bin okunma