Klasik Saramago üslubu (uzun cümleler, alışılmış noktalamanın dışına çıkan anlatım) okumayı zaman zaman güçleştirse de, romanın akışı hiç kopmaz. Aksine, okurun karakterin zihinsel karmaşasını anlaması için güzel zemin hazırlar.
(SPOİLER İÇERİR)
Roman, tarih öğretmeni Tertuliano Máximo Afonso’nun televizyonda kendisiyle birebir aynı olan bir adamı görmesiyle başlayan varoluşsal kabusu anlatır. Tertuliano silik, içe dönük, hayata karşı pasif bir karakterdir. Karşısına çıkan kopya ise onun bastırdığı benliğinin somutlaşmış hâli gibidir. Bu karşılaşma, yalnızca fiziksel bir benzerlik değil; kimliğin, özgünlüğün ve “ben” olma ayrıcalığının sorgulanmasıdır.
Tertuliano’nun sık sık dehşete kapılması tesadüf değildir. Çünkü roman açık bir mesaj verir: İnsan kendisini bile rakip olarak görmek istemez. Kopya, onun yerini alabilecek biri olma ihtimaliyle en temel korkuyu tetikler.
Eser, felsefi göndermelerle de derinleşir. Bir tane örnek vermek gerekirse Platon’un idealar kuramında asıl değerli olan ideadır, kopya ise değersizdir. Saramago bu düşünceyi ters yüz eder; ortada iki kopya vardır ve “asıl” olan belirsizleşir.
Romanın sinema uyarlaması olan Enemy, birebir bir uyarlama olmasa da temel meseleleri ve kilit olayları başarılı biçimde yansıtmış. Film, farklı metaforlar ve simgelerle hikâyeyi desteklerken, romanın yarattığı atmosferi başka bir boyuta taşımış. İzlerken keyif aldığım gibi, birçok noktanın zihnimde daha net oturmasını da sağladı. İzlemenizi öneririm.